THK'ın İlk Yönetimi
Bekir İŞCEN tarafından yazıldı.    Pazartesi, 14 Şubat 2011 16:47   
Google bookmarkDel.icio.usTwitterLinkter.huFacebookDigg
Havacılık

2

Havacılığı yaygınlaştırmak için kurulmuş ama maalesef son yıllarda daha çok “kurban derilerini toplayan yer” olarak tanınan THK, Cumhuriyetle hemen hemen yaşıt, 85 yıllık bir havacılık kulübüdür. Ama bir havacılık kulübü olmasına rağmen Türkiye’de havacılık adına hiçbir şeyin olmadığı yıllarda kurulduğu için, bu zaman içinde pek çok göreve ve karaktere bürünmüş, faaliyet göstermiştir.

Çok pahalı bir iş olduğu ilk gününden beri bilinen havacılık için kaynaklar bulmak, insanları havacılıkla tanıştırmak, kısacası havacılığın başlangıcını, başka dertler yüzünden es geçmiş bir millet için, çok geç olmadan “havacılık endüstrisi” kurmak gibi çok ağır amaç ve yüklerle yüklenmiş Kurum; bu amaçla, havacılık ve ülke savunması adına halktan ciddi paralar toplamış, öncelikle ordu için teknisyenler, pilotlar yetiştirilmiş, çok para harcanan, çok gelecek vadeden ama bu geleceğe ulaşamayan fabrikalar kurmuş, binlerce insanı pilotluk, on binlerce insanı da paraşüt, planör gibi temel havacılık branşlarıyla tanıştırmıştır. Bu çok başarılı bir mazi midir?  Bu açıdan bakınca evet.

Peki bu maziden süzülüp gelen, aşağıdakilerden hangisi gerçek anlamda bugünkü Türk havacılığını temsil eder?

1-Dünya standartlarına gayet uygun ve hatta dünya devi futbol kulüplerinin sponsoru, konusunda dünyayla rekabet edebilir durumdaki 300 uçaklık filoya sahip havayolu taşımacılığı mı…

2-Asla küçümsenmeyecek sistemlere sahip, bedelleri 100-150 milyon dolar olan savaş uçaklarımız ve bunların yerine almak için sıraya yazıldığımız 250 milyon dolarlık diğer savaş uçakları mı…

3-Veya kaçının uçtuğu meçhul, 136 adet  (ultralight sınıfı dahil) küçük uçak ve bütün Cumhuriyet tarihimiz boyunca toplam yedi bin pilotumuzun olması mı?

Fazla özet olmakla beraber 2010 yılı için havacılığımızın ana başlıkları basitçe yukarıdaki gibidir. İlk iki maddeden “çok” gurur duyabiliriz ama bu; gururun devamı için,  gittikçe daha fazla parayı yurtdışına harcamamız gerektiği gerçeğini değiştirmez. Son madde ise Türkiye’de tabana yayılmış havacılığı (genel havacılık) gösterir ki diğer ülkelerle karşılaştırınca maalesef pek iç açıcı bir tablo değildir.

Farklı beklenti, farklı bakış açılarına göre bu tablo iyi veya kötü görünebilir. 85 yıllık mazisi ve Türkiye havacılığının çok ciddi bir oyuncusu olarak THK’nın bu tabloda rolünün ne olduğu, neyi amaçlayıp neyi ne kadar yapabildiği de tartışmaya açık bir konudur. Eğer THK’dan beklenen kazanç bu işte geç kalmış bir ülke için havacılık altyapısı oluşturmak idiyse bugüne bakıp, bir yerlerde hata yapıldığını düşünebiliriz. “İlk 10-15 yıl muhteşem işler yapıp sonra gitgide hedefini kaybeden bir kurum” inanışı, acaba ne kadar doğrudur? Daha önemlisi THK, kimliğini oluşturmaya çalıştığı ilk yılında bile Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Bey gibi aynı zamanda bu projeyi hayata geçirmiş olan güçlü bir başkana rağmen, amacına uygun çalışmak için ne kadar “şans” bulabildi?

Bu acabaların cevapları için başvurulacak dönem arşivleri, hem ulaşılması zor hem de profesyonel bir tarihçilikle gerektirecek şekilde Osmanlıca.  Ama ulaşılması zor arşiv belgelerinden belki de daha değerli, yaşananların tam içinde insanların anı kitapları mevcut. Bunlar; Kurum’u kuran Atatürk’ün Yaveri “Cevat Abbas Gürer’in Anıları”, aynı yıllarda hava gücünü teşkilatlandırmaya çalışan “Albay Muzaffer Ergüder’in Anıları” ve ilk yalnız uçuşunu 1916 yılında yapıp sonrasında havacılıkta pek çoğu ilk olan sayısız başarılara imza atmış ve THK’nın başlangıçtaki tek aynı zamanda baş pilotu olan “Vecihi Hürkuş’un Anıları”. Çok keyifle okunan bu üç kitap, anılardan oluştuğu için tabiî ki bir objektiflik içermiyor. Ama o insanların dünyasından bakıp o günleri anlayabilmek için pek çok belgeden daha değerliler.

1

  Temin için Vecihi Hürkuş Derneğine sorulabilir                 Gürer Yayınları-Kitapcılardan temin edilebilir                            THK Yayınları-THK'dan temin edilebilir.     


THK’nın kuruluş gayesi ve süreci:

THK’ın kurulması süreciyle ilgili Cevat Abbas Bey’in kitabında anıları değil ama biri Ankara Türk Ocağı, diğeri de Kurumun Birinci Kongresinde yaptığı söylev metinleri yer almaktadır.

Cevat Abbas Bey THK’nın Birinci Kongresinde yaptığı konuşmasında dünyadaki havacılığı, başlangıcını, özellikle askeri bir silah olarak gittikçe önem kazanan gelişimini işaret edip devamında THK’nın kuruluş hikayesini anlatmaktadır:

7...Efendiler;
Bu hakikati küçük kafamda idrak ettiğim gün, dost ve düşman tayyarecilik dünyası karşısında Türk tayyareciliğini eşhas (personel) ve malzemece takviye etmek, askeri tayyareciliğimize daimi bir menbai kuvvet ve kudret olan muazzam ve sivil bir Türk tayyareciliği vücuda getirmek lüzumuna kani oldum. 

Daima gözlerimin önünde büyüyen ve büyüdükçe ehemmiyet ve azamet iktisap eden bu lüzum ve ihtiyacın, öteden beri harikalar ibdaına istidadı mahsusu (harikalar yaratma özel yeteneği) olan azizi milletimizin hamiyet (koruyuculuğuna) ve mürüvvetine istinad edecek ve bütün memlekete şamil olacak (ülke genelinde) bir teşkilat ile tatmin edileceğini de derpiş ettim.(öngördüm) İşte bu imanın şevkiyledir ki 28 Kanunusani 1341 (28 Ocak 1925) tarihinde böyle bir cemiyet teşkili (oluşturmak) kararında bulunduğumu Erkanı Harbiyei Umumiye Riyaseti Celilesi’yle (Genel Kurmay Başkanlığı) Müdafaai  Milliye  ve Bahriye Vekaleti Celilelerine (Milli Savunma ve Denizcilik Vekilliği’ne) ve Kuvayi Havaiye(Hava Kuvvetleri) müfettişliğine arz eyledim.

Makamatı müşarünileyhaca (bu saygın makamlarca)  pek büyük bir memnuniyetle karşılanan fikri acizi (düşüncem) etrafında müessis (kurucular) olarak davet eylediğim muhterem refikimin lütfu içtimaı (arkadaşlarımın toplantıya katılmalarıyla) ile 16 Şubat 1341 (1925) tarihinde bugün kongresini akdettiğimiz Türk Tayyare Cemiyeti resmen teessüs (kurulmuş) ve teşekkül etmiş bulundu. Fiiliyat sahasına geçmeden evvel cemiyet için hayati bir ihtiyacın daha tatmini lüzumu barizdi.

Vücudu memleket için başlıbaşına bir menbai fevzü halas ve necat olan, mübeccel (zafer, selamat ve kurtuluş kaynağı olan) dahimiz Büyük Gazi’mizin himayesini kazanmak ve bugün fahri riyasetiyle müftehir bulunduğumuz (onursal başkanlığıyla övündüğümüz) Muhterem Başvekilimiz İsmet Paşa Hazretleri’nin kudret ve kuvvetlerinden istifade etmek şereflerine nailiyet ilk hatvede (adımda) bir muvaffakiyet olacaktı. Vaki istirhamatımızın (ricamızın) lütfen is’af buyurulması (yerine getirilmesi) üzerine cemiyet büyük ilham ve kudretlerle mahmul olarak mesaisine başladı. (ATATÜRK’ÜN YAVERİ CEVAT ABBAS GÜRER-Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl-Sayfa 306)

Söylevin devamında Cevat Abbas Bey, kadronun oluşumu, öncelikli projeler, Avrupa’ya yapılan inceleme gezisi, bu gezide imzalanan anlaşmalar, Cemiyet İdare Heyeti içinde bu gezinin eleştirilmesi ve bunun yarattığı sıkıntılar yüzünden kendi başkanlığındaki yönetimin 28 Eylül 1925’de görevi bırakmasından bahsetmektedir.

Avrupa Seyahatinin asıl amacı model alınabilecek uçuş ve teknik okulları inceleyip aynı zamanda dönüşte hemen kurulacak olan uçuş okuluna uçak almaktır. Bu amaçla yedek malzemelerle birlikte 17 uçaklık bir alım anlaşması da yapılmıştır.

Bu gezisinin biraz keyfi olduğuna dair eleştirilere maruz kalan ve bu söylevinde de bu suçlamalara yanıtlar veren Cevat Abbas Bey, projesinde ve hayata geçmesinde başrolü oynadığı Türk Tayyare Cemiyetinde sadece 8 ay başkanlık yapabilmiştir. Bu sürenin ilk beş ayında Cemiyet 320 şubeye ulaşıp kasasında bağış ve gelirlerden oluşan toplam 2 milyon 600 bin lira para biriktirmiştir. Bu paranın bir kısmıyla Cemiyet bünyesinde uçuş okulları ve makinist mektebi açmak gibi yatırımlar düşünürken bu planlar Hava Kuvvetlerinin öncelikleriyle uyuşmamış ve Cevat Abbas Bey ve heyeti daha Avrupa seyahatindeyken Kurumun çalışma tarzı yeniden düzenlenip, gelirlerin tamamının Hava Kuvvetlerine aktarılmasına karar verilmiştir.


Dönemin Hava Kuvvetleri Müsteşarlığı’nın Türk Tayyare Cemiyetine bakış açısı:

6Bizim propagandalarımız, daima kurulmasını düşündüğümüz büyük hava gücünün resmi devlet bütçesiyle oluşturulamayacağı merkezindeydi.

İlk olarak Avrupa’nın İngiltere Fransa, İtalya Almanya gibi dört devletin hava teşkilatı üzerinde; 20 Aralık 1923 tarihinden 29 Nisan 1924 tarihine kadar yapılan derin incelemelerden sonra, düzenlenen hava savunma programı, 1924 yılı Haziran ayında ilgili yüksek makamlara sunulmuş ve bunda hedef alınmış ölçüdeki havacılığa, ülkemizde varmak için, iki yıl içinde kesintisiz 25 milyon lira harcanması gerektiğini, o zamanın parasıyla tespit olunmuştu.

Böyle bir paranın bütçeden alınıp, yalnız Hava Kuvvetlerine verilmesi imkânsızlığı, apaçık görünüyordu. Mutlaka bir özel kurumun havacılığı bütün millete kucaklatması, milletin cömertliğinden ve vatanseverliğinden yararlanılması lazım geliyordu. Bir gün İzmir’deki Hava Kuvvetleri Müfettişliğine gelen, özeti aşağıda yazılı telgraf, büyük müjdeyi getirdi.

“Sarf edilen çabalar ilk sonucunu vermiş Türk Tayyare Cemiyetinin kurulması ve bu cemiyetinin başkanlığının tarafımdan üstlenilmesi emredilmiştir. Bu cemiyetin kurulması için zatıâlilerince düşünülmüş esaslar ve hazırlanmış bir yönerge varsa acele bana ulaştırılması için emir verilmesini rica ederim. Cevat Abbas”

İzmir’de havacılık bayram yapıyordu. Artık resmi bütçeyle değil bütün Türk milletinin cömertliğine dayanılacak ve az zamanda çok işler görülecekti.

Tüzük hazırlandı. Rahmetli Cevat Abbas’a gönderildi, bugünkü Türk Hava Kurumu, o zaman Türk Tayyare Cemiyeti adıyla kuruldu. Zaten halk arasında yayılan propagandamız semeresini vermeye başlamış, ayrı ayrı bağışlar yer yer kendini göstermişti. Şimdi bu bağışlar çoğalacak düzenli olarak Türk Tayyare Cemiyetinin kasalarına girecek, o da bizim Hava Kuvvetlerini besleyecekti.

(ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930 Sayfa 66)


Türk Tayyare Cemiyeti için hazırlanan tüzüğün kaynağı:

51923’de ilk tayyaremi yapmak için umum Müfettiş Muzaffer Bey’den izin istediğim zaman, havacılığın sorunları üzerine uzun uzun konuşmuş, bu arada 1919’da tayyarelerimizi Anadolu’ya kaçırmak amacıyla Münakalatı Havaiye Cemiyeti’ni tasarladığımızı ve 14 Mayıs 1919’da cemiyetin yazdığım nizamnamesini Posta Nazırı Refik Halit (Karay) Bey’e takdim ettiğimizi anlatmıştım. Muzaffer Bey nizamnameyi istemiş, ben de kendisine vermiştim. İşte Türk Tayyare Cemiyeti Esas Nizamnamesi, 1919 nizamnamesinden ilham alınarak, 1924’de Türk Hava Kuvvetleri umum müfettişliğince hazırlanan şekli ve gerekli neden layihasıyla yüksek makama sunulmuş ve Atatürk’ün emriyle Bolu Mebusu Cevat Abbas Bey tarafından tekrire ekli olarak Büyük Millet Meclisine getirilmişti.
(VECİHİ HÜRKUŞ-BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 177)

Türk Tayyare Cemiyetinin kadro ihtiyacı üzerine Hava Kuvvetlerinde oluşan kaygılar:

6Tayyare cemiyeti elbette ki memura muhtaçtı. Hava Kuvvetlerinin mevcudunu eksiltecek şekilde bizden pilot alınması, bize çok pahalıya mal olacaktı. Mevcudumuz o kadar azdı ki her pilotunun yeni öğrenciler yetiştirmesine ihtiyaç çoktu. Bizden bir uçan öğretmenin, pilotun eksilmesi on, on beş öğrenci adayının uçuşlarını kesmek demekti.

Bir süvari subayı elli yaşlarında da olsa ata biner ve süvari öğretmenliği yapar; bir topçu ne kadar ihtiyarlasa, yine topun başına geçip dersler verir, atış yapardı. Mazisi ne kadar parlak olursa olsun, artık uçamayan bir pilot, uçuş öğretmeni olamazdı. O yüzden Hava Kuvvetleri, uçan bir tek ferdinden vazgeçemezdi. Tayyare Cemiyeti de havacılık propagandasını yetkiyle yapabilmek için, havacılığı bilen eski havacılara ihtiyacı vardı. Eğer Türk Tayyare Cemiyeti bizden fazla ücret verecek olursa, bizim sivillerin bizden birer birer ayrılıp gidecekleri kesindi.

Türk Tayyare Cemiyetinin kuruluşunda bizler bayram yaparken, hiç düşünemediğimiz bu tehlike, birdenbire baş göstermiş ve Hava Kuvvetleri sarsıntı geçirmeye başlamıştı. Çok yazıldı çok tartışıldı. Nihayet Hava Kuvvetlerinin uçucu elamanlarından sivil pilot Vecihi, yabancı dil ve havacılık bilgisi ile Hava Kuvvetlerine hizmet eden İhtiyar Pilot Şakir Hazım’ın Türk Tayyare Cemiyetine girmeleri ile bu tereddütlü duruma son verildi.

(ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930 Sayfa 67)

Vecihi Hürkuş bu dönemde Albay Muzaffer Ergüder’in komutanı olduğu İzmir’deki deniz ve kara havacılık okullarında uçuş öğretmenidir ve 1923 yılında Muzaffer Bey'den aldığı izinle de Halkapınar atölyesinde "İlk Türk Uçağı VECİHİ K-VI" yapma heyecanı içindedir. Uçak yapılır ama uçak hakkında değerlendirme yapacak bir teknik altyapının olmadığı gerekçesiyle uçuş testlerinin yapılmasına izin verilmez. Vecihi Hürkuş’un ısrarları ve bu konudaki fazla seçenekleri bulunmayan teknik kısım personelin “Uçağına güveniyorsan çık uç böylece testide yapılmış olur” tavsiyesine uyarak uçağını uçurur. Motor ve bazı aksamları hariç tamamen Halkapınar atölyesinde yapılan ilk Türk uçağının başarılı uçuşu 15 dakika sürer. Bu uçuş aynı zamanda uçağın ilk ve son uçuşu olur. Uçuş izinsiz yapıldığı için Vecihi Hürkuş’a para ve hapis cezası verilir.

Vecihi Hürkuş’un gözüyle ordudan ayrılışın ve Türk Tayyare Cemiyeti kadrosuna katılmasının hikayesi:

516 Şubat 1925. Trendeyim, gökleri yararak mesafeleri kısaltan kanatlarımın yerine şimdi altımda dönen tekerlekler var…

…..Ayrılık mı hayır ve asla… Yalnız uğradığım haksızlıktan kaçıyorum. İnsan sevdiği talebelerinden ve onların muvaffak uçuşlarını zevkli seyretmekten ve şerefle kazandığı başarıdan kaçar mı hiç?..

…….Ben onların hocasıydım. Bir yandan Gaziemir’de kara okulunda, öbür yandan Halkapınar’daki deniz okulunda bu çok sevdiğim talebelerimi havacılığa hazırlarken bir yandan da idealim olan ilk Türk kuşumu Halkapınar’daki atölyemizde inşa etmiştim. Bu kahraman çocuklar eserimin başarısını büyük bir sevinçle kutlamak için, beni kolları ile kaldırarak, tebrik edip bana hayatımın en büyük saadetini tattırmışlardı.
……
Tayyaremi  hangara aldıktan sonra arkadaşlarla birlikte odama çekilmiş, uçağımın uçuşları hakkında arkadaşlara bilgi vermeye başlamıştım. O sırada odama nöbetçi amiri olan arkadaş geldi ve müfettişlikten telefonla aldığı emri derin üzüntü ile bana bildirdi.

Bu emirle ben, izinsiz uçtuğum için 15 gün hapis cezasına uğramıştım. Evet askerlik bu, emir emirdir. Odamın kapısını bir nöbetçi konulmasını söyledim, arkadaşlarım derin üzüntü içinde yanımdan ayrıldılar. Yalnız kalmıştım, derin derin düşünüyordum; ceza tatbikinin de tahkik ve tetkik gibi usulleri vardır. Bunlar yapılmadan uluorta bir karar, otorite icabı olmaktan çok idari tahakküm ifade eder, insani duygularla asla bağdaşmaz. İşte bu düşüncelerimin üzüntüsüyle elime bir kağıt alarak o dakikadan itibaren Hava Kuvvetleriyle bir alakam kalmamıştır, anlamında yazdığım istifamı nöbetçi amirine göndermiştim.
İstifam telefonla umum müfettişliğine bildirildiği zaman, cezam kaldırılmış ve serbestliğim bana bildirilmişti. Ama iş işten geçmişti. Artık o istifamı geri alamazdım. Bu hazin olaydan sonra istifa işlemini sonuçlandırmak ve kendime yeni bir çalışma yolu seçmek amacıyla Ankara’ya gitmeye karar vermiştim……

………Halinde samimiyet ve edasında şefkat beliren müdürümün  (Hasan İskender Bey) sözleri istifama intikal etti ve istifamı geri almam için yarı emir, yarı rica mahiyetinde; “Vecihi istifanı geri alacaksın, yurt vazifen bunu böyle emrediyor” dedi….

…..Ertesi gün saat tam 10.00’da aldığı emri yerine getiren bir asker gibi müfettişin karşısına çıktım. Fakat karşılaşacağımı umduğum davranış yerine, sert,soğuk ve aşağılayıcı bir bakışla karşılaşınca, buz gibi oldum, hiç ses çıkaramadım. “İstifamı geri almaya gelmiştim” sözü boğazımda düğümlenip kaldı. Muzaffer Bey’in ağır sözleri beni geldiğime pişman etti.  Ona göre ben “Kürkçü dükkanına dönen tilki” idim. Biran irkildim. “İstifa işlemini sonuçlandırmaya geldim” dedim. Bu söz üzerine belki durum değişmişti ama bende bunu görecek ve anlayacak hal kalmamıştı. Aradan bunca yıl geçtiği halde, o anı bütün ayrıntılarıyla hala içimde yaşıyorum. (VECİHİ HÜRKUŞ-BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 174)

Muhatap kaldığı tavrın hayal kırıklığı içinde istifa eden bunun üzerine hem istifa işlemlerini sonlandırmak hem de kendine “sivil havacılık” olarak adlandırılacak bir çizmek isteyen Vecihi Hürkuş, İzmir’den Ankara’ya gider.



5.....Milli Müdafaa Vekaleti’nde vazifeli arkadaşlardan öğrendiğime göre hakkımda vazifeyi terk ederek kaçmak gibi çirkin bir isnadın müfettiş Muzaffer Ergüder tarafından vekalete telgrafla bildirilmiş olması beni çok üzdü. Ama vekaletin böyle bir isnada muhatap olamayacağım yolundaki cevabı benim için teselli oldu.

Bu meselenin hallinden sonra inşa ettiğim tayyaremi kurtarmak için teşebbüslerde bulunurken, kurulması için geniş ölçüde çalışılan Tayyare Cemiyeti çalışmalarını da kaçırmıyordum….

…..Bu işin başarılmasını önerge vermek suretiyle üzerine almış bulunan Bolu Mebusu Cevat Abbas Bey, büyük atamızdan aldığı ilhamla tasarının tez elden meydana gelmesi için fevkalade bir gayret gösteriyordu.... (VECİHİ HÜRKUŞ-BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 176)

Türk Tayyare Cemiyeti Heyetinin Avrupa Seyahati:

6Türk Tayyare Cemiyetinin 1 Ağustos 1925 tarihli (Cemiyet Başkanı Cevat Abbas Bey’in Avrupa seyahatindedir) Yönetim Kurulu toplantısındaki kararların onuncu maddesinde “Bundan böyle Tayyare Cemiyetine alınacak kimselerin, askerlikle alakaları varsa mutlaka Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alması lazımdır.” Hükmü konmak suretiyle de Hava Kuvvetleri zararına olarak pilotların bizden ayrılmalarının birbirini izlemesinin önüne geçildi.

İzmir’deki Hava Kuvvetleri Müfettişliği, 22 Haziran 1925’de tarihinde aşağıda yazılı telgrafı aldı.

“Olagelen talepler üzerine Avrupa’da bir inceleme seyahati yapacağımdan, askeri bilgi ve irfanına güvendiğim ve uzun süre Havacılık Okulunu idare eden Binbaşı Hasan İskender Bey’in refakatime tayinini ve 26 Haziran akşamına kadar İstanbul’da bulunmasının temin edilmesini gözlerinizden öperek rica ederim. Türk Tayyare Cemiyeti Başkanı Bolu Milletvekili Cevat Abbas”

Müfettişliğin bağlı bulunduğu yetkili makamlar da buna izin verdikten sonra, Binbaşı Hasan İskender Bey İstanbul’a gönderildi. Cevat Abbas Heyeti Avrupa’ya gitti.
(ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930 Sayfa 68)

5 Avrupa tetkik seyahati kararlaştırılmış ve ben de heyetin içinde bulunduğum için hazırlığa başlamıştım.
Heyet Bolu Mebusu Cevat Abbas Bey reisliğinde, Hava Kuvvetlerinden kurmay Binbaşı Hasan İskender Bey, Cemiyet istihbarat amiri Şakir Hazım Bey ve ben olmak üzere dört kişiden ibaret bulunuyorduk. 5 Temmuz 1925 Günü Sirkeci İstasyon’undan Semplon Ekspres’iyle hareket ettik…..
(VECİHİ HÜRKUŞ-BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 192)

CEVAT ABBAS BEY BAŞKANLIĞINDAKİ TÜRK TAYYARE CEMİYETİ HEYETİ AVRUPA SEYAHATİNDE
3

Fotoğraf "ATATÜRK’ÜN YAVERİ CEVAT ABBAS GÜRER-Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl" Kitabından alınmıştır


Türk Tayyare Cemiyeti Heyeti bir uçuş okulu kurmak için Avrupa’daki üreticileri ve okulları ziyaret edip karar verdikleri alım ve uygulamaları devreye sokmak için bir ay sonra yurda dönerler. Ama bu süreçte bazı sürpriz değişiklikler olmuştur.

5…..2 Eylül Çarşamba günü Milano’dan Semplon Ekspresi ile  vatana döndük…..

…..Ankara’ya geldiğim zaman işittiğim dedikodulara göre yaptığımız tetkik seyahati idare heyeti arasında bazı anlaşmazlıklar sebep olmuş, bu yüzden üyeler arasında göze batan bir ayrılık doğmuştu. Bu hal tabi olarak beni ilgilendirmez, ancak bu anlaşmazlığın sonunun iyi olmayacağını da tahmin ederek çok müteessir olmuştum. Çünkü tatbik edilecek programlarımız için, güzel tasavvurlarımız vardı. Hatta ben gelir gelmez derhal mektep uçuşlarına başlayacağımı alakalılara bildirerek 21 Eylül 1925 tarihinden itibaren dört talebem ile uçuşlara başlamıştım.

….. İşte tam bu sırada 28 Eylül 1925’te toplanana Cemiyet İdare Kurulu uzun ve gürültülü tartışmalardan sonra istifa etti ve Cemiyet Reisi bana uçuşları tatil etmemi ve tasarıda olan programın bozulmaması için Trakya seyahatine derhal başlamamı emretti. (VECİHİ HÜRKUŞ BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 192)

Cemiyet tarafından Avrupa gezisi hemen öncesinde havacılığı tanıtmak ve havacılık adına bağış toplama kampanyalarında kullanmak üzere 2 uçak alınmıştır. Kendi yaptığı ve sadece 15 dakika uçtuktan sonra el konulan uçağını Hava Kuvvetlerinden alamayan Vecihi Hürkuş alınan bu uçakların biriyle Anadolu’da bazı illeri kapsayan bağış ve tanıtım uçuşları yapar. Trakya’daki illere yapılacak bir diğer uçuş turnesi Avrupa seyahatinin sonrasına bırakılmıştır. Sadece bu iki uçuş turnesinden 2 milyon lira bağış toplanmıştır. (Dönemin uçak fiyatları ortalama 10-15 bin lira civarındadır, yani bu paranın küçük bir kısmı, Cemiyetin havacılık altyapısını kurmasına yetecektir)

6Türk Tayyare Cemiyetinin 13 Ağustos 1925 tarihli (Cemiyet Başkanı Cevat Abbas Bey’in Avrupa seyahatindedir) Yönetim Kurulu toplantısında; “Tayyare Cemiyeti, toplanan bütün bağışları Genelkurmay Başkanlığınca tespit edilecek program dahilinde sarf edilmek üzere emre hazır bulunduracaktır. Milli Savunma Bakanlığından bu hususta bildirilecek isteklerin dahi Genelkurmay Başkanlığının onayına uygun olması lazımdır.” Kararı verildi.

Bu karara göre, Tayyare Cemiyeti parayı toplayacak ve Genelkurmay Başkanlığının gösterdiği yerde, daha doğrusu Hava Kuvvetlerinin ihtiyacına sarf edecekti.

Ağustos 1925 tarihinde Tayyare Cemiyetinin, bankalardaki parası yedi yüz elli bin liraya yakındı. Halkın ayrıca bağışlamayı kabul ettiği hediyelerin tutarı da iki milyon ki toplam iki milyon yedi yüz elli bin lira mevcut bulunuyordu.
Avrupa’ya inceleme gezisine çıkan Türk Tayyare Cemiyeti Başkanı Cevat Abbas Bey’in yurda dönüşünden sonra, Tayyare Cemiyeti Başkanlığında değişiklik oldu ve rahmetli bu makamdan ayrıldı.
(ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930 Sayfa 68)

519 Ekim 1925. Notlarımda o günü Türk Tayyare cemiyeti için meşum bir tarih diye yazmışım. Şimdi o notlarımdan gerçek durumu anlatayım.

28 Eylül 1925 tarihinde cemiyet merkez idare kurulu heyetinin verdiği toplu istifadan sonra görülen lüzum üzerine fevkalade olarak kongre toplanmaya çağrılmış ve eski idare kurulu üyeleri, yeni idare kurulu kurulunun seçilmesine ve cemiyet çalışma şeklinin değiştirilmesine karar verilmişti.

19 Ekim 1925 tarihinden sonra cemiyetin eski tasarı ve projeleri tamamen suya düştü. Yeni karara göre Cemiyet artık yalnız gelir kaynaklarını işletecek, elinde bulunan tayyare, vasıta ve elemanlarını Hava Kuvvetleri emrine verecek ve bundan böyle de nizamnamesinin birinci maddesinde yazılı şartlar gereğince yapılması ön planda bulunan havacılık işleriyle ilgili hiçbir teşebbüste bulunmayacaktır.
Bu karara bence çok sakat bir karardı…..

Cevat Abbas Bey reisliğinde Tayyare Cemiyeti 1925 senesinde kurulmuş ve zengin bir programla işe başlamıştı. Bu hayırlı tasarıyı yoluna koyamadan, yerine Bay Fuat Bulca getirildi. Eğer Tayyare Cemiyeti’nin ilk kuruluşunda eksiksiz ve tam teşekküllü bir tayyare mektebi ve bir makinist mektebi işe başlasaydı Hava Kuvvetlerimiz için pek çok eleman yetişmiş olacaktı. Nihayet 1935 yılından başlayarak Türk Hava Kurumu Türkkuşu olarak motorlu uçaklarla çalışmaya başlayıp faydalı bir şekil almaya başladı. Arada kaybolan zaman, tam 10 yıldır.

Devletimizin şimdiki havacılık tesislerini göz önüne alalım (Anıların yazıldığı 1960 ların sonu kastediliyor). Yurdumuzun her köşesinde düşman saldırılarını karşılamak, istikbalimizi korumak için birçok hava üssü kuran hükümetimiz milyarlar döküyor. Eğer Cemiyet gayesini yıkan bu karar olmasaydı kırk küsur yıllık bol zaman içinde, Türk’ün yurtseverlik duyguları ve öz emeği ile, bu üsler kendiliğinden kurulacak ve devlet hazinesinden büyük bir yükün kalkması imkanı doğmuş olacaktı. (VECİHİ HÜRKUŞ BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 206)

Vecihi Hürkuş’un Cemiyetin gidişatı  ve TOMTAŞ’ın durumunu değerlendirdikten sonra notlarında şu sonuca varıyor:


…..Demek ki havacılığımızı doğduğundan beri içinden kemiren bir teşkilat var yurdumuzda. Bu sebeple bugün havacılık, özellikle sivil havacılık bakımından dünyanın en iptidai milletlerine ait havacılık durumundan daha aşağı bir durumdayız. Milli savunmamız hala yabancı milletlerden alınacak uçaklara dayanıyor, hatta eğitim uçakları bile ve hele tarım davamızda ekonomi bakımından hayati ihtiyacımız olan basit zirai savaş uçakları da ithal malı. Ne acı değil mi! (VECİHİ HÜRKUŞ BİR TAYAYRECİNİN ANILARI Sayfa 228)

6Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Döneminin Birinci Kısmı, 1922’den 1928’e kadar geçen bu zamana Hava Kuvvetleri Müfettişliği adını verebiliriz. Onun genel hatlarını da bu kitapta genişçe anlatmış bulunuyorum. (İstiklal Harbimiz bu dönem içindedir)

Bundan sonra üçüncü dönem başlamaktadır. Bu dönemde Hava Kuvvetleri Müfettişliği lağvolunarak Milli Savunma Bakanlığında bir “Hava Müsteşarlığı” kurulmuş ve müsteşarlığa, Hava Kuvvetleri Müfettişi General Muzaffer Ergüder tayin edilmiştir.

Mevcut Hava Kuvvetleri doğrudan Genelkurmay Başkanlığına bağlanıyor ve başkanlık, Hava Kuvvetlerinin eğitim ve öğretim, harekat, seferberlik işlerini bizzat idare ediyordu. İkmal ve bütün diğer hizmetler, Hava Müsteşarlığına veriliyordu. Burada 1922’den 1928’e kadar geçen çalışma durumunun sonucunu ana hatlarıyla belirtmek faydalı olur.

Türk Hava Kuvvetlerinde “bölük teşkilatı” en büyük hava birliği olmaktan çıkmış ve “tabur teşkilatına” geçilmişti. Taburların kadroları zaten dolmuştu. Bunları kesintisiz tamamlayacak kaynaklarda işliyordu.

Hava Okulu, güçlü bir öğretim ve eğitim grubuyla sayısı 40’ı aşan okul uçağı ve bol malzemeyle çalışıyor, uçucu yetiştirmeye devam ediyordu. Makinist okulu da aynı yoldan yürüyordu...

Lağvolunan “Hava Kuvvetleri Müfettişlik Karargahı” bazı ufak kadro değişiklikleriyle “müsteşarlık karargahı” oldu. Eskişehir’den Ankara’ya gelerek Ankara’nın o zamanki, kapısı, merdiveni,odası,holü,kısaca her kısmı dar olan yeni apartmanlarından birine yerleşti.

...Müsteşarlık bütün hava sınıfının bütçesini düzenleyecek, onu,  Büyük Millet Meclisinden geçirecek ve sonra da uygulamaya geçecekti. Onun ayrı bir para kaynağı daha vardı: Türk Hava Kurumunun gelirleri. Bu kaynağa önce Kurum hakimdi. Kurum da 1925’te mecburen gerçekleştirmesinin ertelenmesine karar verdiği bazı planlarına başlamak zamanının geldiğine hükmediyordu. Kısaca sivil havacılık diye ifade edebileceğimiz bu hizmetin başlaması için Kurumun güttüğü arzu, elbette değerli idi.

Askeri hava sınıfının 1925’te olduğu gibi, kendi emrindeki uçucu sivil personelin serbestçe Kurum emrine geçmesinde gördüğü geçerli sakıncalar ortadan kalkmıştı. Uçucu subay ve astsubay sayısı, öğretmen sayısı, askeri hava sınıfının ihtiyaçlarını giderecek sayıya ulaşmıştı.

Türk Hava Kurumunun gelirleri çoğalmıştı. Onun için bir kısım parayı sivil havacılık için ayırmakta, Kurum bir sakınca görmüyordu. Askeri havacılık elde ettiğiyle yetinmeye bir türlü karar veremiyordu. Teşkilatını daha genişletmek, daha bol malzemeye kavuşmak için, bu gelirin bir kısmını dahi elden çıkarmak istemiyordu. Bu yönde yapılan tartışmalar, Milli Savunma ve Genelkurmayda beliren düşünceler çok ciddi idi.

Genel kalkınma bakımından düşünce ve değerlendirmeler çeşitli olabilir. Yeter ki yalnız kalkınma hedefi tutulsun. İşte bu hedef, böylece tespit edildiğinden, tartışmalar bilimsel ve iktisadi alanda cereyan ediyor, müzakerelerde ağızlar kuruyor, alınlarda terler parlıyordu. Türk milleti ve bütün devlet makamları, hava sınıfının nasıl bir tüketici bir sınıf olduğunu kavramış bulunduğundan, anlaşmazlıklar hızla ortadan kalkıyor, en doğrun yol bulunuyordu.

Kendi hedefleri için çalışmaya başlamakla beraber, Türk Hava Kurumu, önemli gelirleriyle de Hava Kuvvetlerini desteklemeye devam edecekti…
(ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930 Sayfa 100)

Anılardan çıkan sonuca göre THK ilk aylarından itibaren Hava Kuvvetlerini desteklemek için bir finans kaynağı olarak görülmüş, özerk ve özgün amacından istemeden de olsa zaten uzak kalmıştır.

Orgeneral Muzaffer Ergüder’in Vecihi Hürkuş hakkındaki düşünceleri:

6…Vecihi’yi ilk inceleme gezisinde Avrupa’ya götürdüm. Uçuculuğa yönelik gördüğü her şeyi çok dikkatle incelerdi. Fabrikalarda tezgahlar başında, saatlerce kalırdı. Bu pilot, bu geziden sonra kendi kendine uçak imal edebileceğine bile inandı. Mühendis değildi ama muhakkak yapacağım diyordu. Kendine güveni sonsuzdu. Sonunda gerçekten uçak da yaptı. Yaptığı uçakla uçtu. Serbest hayatta birçok vatandaşı da kendi yaptığı uçağıyla uçurduğunu işittik. (ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-930 Sayfa 124)

Muzaffer Ergüder’in Vecihi Hürkuş hakkında bu “uzak tanıklığı” aslında çok anlaşılır değil çünkü Vecihi Hürkuş tarafından yapılıp başarıyla uçurulan “İlk Türk Uçağı Vecihi K-VI” Muzaffer Ergüder’in izni alınarak, komutanlığını yaptığı birliğin imkanlarıyla yapılmıştır. Ama izin alamayıp bu test uçuşunu izinsiz yaptığı için Sivil Pilot Vecihi’ye ceza veren de yine kendisidir.

1929 yılına kadar havacılığı yöneten en önemli kurumun başında (Hava Kuvvetleri) bulunan, sonrasında da bu görevi birlikte çalıştığı yardımcılarına devredip orduda başka önemli görevler üstlenen Muzaffer Ergüder’in, “Kendi kendine uçak imal edebileceğine bile inandı” ön yargısıyla gelişmeleri değerlendirmediyse ise eğer; (anılarını yazdığı 1940’lı yıllara kadar geçen süreçte) zaten küçük bir camia olan havacılık dünyasında Vecihi Hürkuş’ün havacılık adına imza attığı başarılara ve reva görüldüğü sıkıntılara yakinen tanık olması da muhtemeldir.

Uçuculukla ilgisi olmayan bir komutan olarak, Hava Kuvvetlerini ilk çatısını kurma görevi verilen Muzaffer Ergüder’in, Kurtuluş Savaşı sürecinde çekilen sıkıntıların travmasıyla mümkün olduğunca güçlü bir sistem için havacılığın her adımında hakimiyet kurup, fazla deneme yanılmayla uğraşmadan en etkili ve en garantili uçakları almak ve bunun içinde havacılığa aktarılacak bütün kaynakları kontrol etmek isteğinde olduğu anlaşılıyor. Org. Muzaffer Ergüder’in anılarında Avrupa’da gördüğü sivil havacılık hakkındaki değerlendirmesi şu şekildedir:

Orgeneral Muzaffer Ergüder’in Sivil Havacılık hakkındaki düşünceleri:

6Sivil tayyareciliğin kurulduğu ülkeler bugün bir üretici olmaktan çok tüketici durumundadır. Askeriyeye karşı yaptığı görev bir ülke savunması meselesi olmakla beraber özellikle hava ticareti ve nakliyatla ilgili görevlerinde, yalnız harcama yapan ve karşılığında hiçbir fayda sağlamayan bir teşkilattır. Fakat buna rağmen İngiltere ve Fransa bu işi ciddiyetle ele almış ve her türlü fedakarlığı göze alarak en fazla harcamayı yapmışlardır.
(ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930 Sayfa 181)

HAVA KUVVETLERİ HEYETİ AVRUPA SEYAHATİNDE (Önde Muzaffer Ergüder, fotoğrafın en sağında Vecihi Hürkuş)

4

Fotoğraf "ORGENERAL MUZAFER ERGÜDER’İN HAVACILIK ANILARI 1922-1930" Kitabından alınmıştır.

Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
 
daha küçük | daha büyük
 

busy
Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Şubat 2011 17:40 )