| Tomtas-Bir Uçak Fabrikası | |
|
| Havacılık |
|
Türk Tayyare Cemiyeti'nin kuruluşuyla hemen hemen aynı tarihte, Dönemin Milli Savunma Bakanlığı ile Alman Junkers Flugzeugwerke Şirketi arasında yapılan bir anlaşmayla Türkiye'de bir uçak fabrikası kurulmasına karar verilir.
Junkers; ilk üretimini 1915 yılında yapmış, savaş sırasında kendini geliştirmiş, bez-tahta teknolojine tezat 1925 yılında metal malzemeyle uçaklar üreten ve teknolojisine yatırım yapan, önemli bir üreticidir. Ancak, Versay Anlaşması yaptırımları yüzünden Almanya’da her türlü sanayi üretimi gibi uçak üretimleri de sınırlıdır. Uçak fabrikaları güçleri sınırlandırılmış (180 Beygir) sportif ve eğitim uçakları haricinde üretim yapamazlar. Kanat, gövde, motor üretimlerinin de aynı fabrikalarda olmasına izin yoktur. Alman Havacılık Sanayi, 1’nci Dünya Savaşı sırasında geliştirdiği birikimini korumak ve havacılığın yetişmiş kadrolarını işler halde tutmak için, değişik ülkelerde yatırımlar yapıp bu sınırlamalardan mümkün olduğunca sıyrılmaya çalışır. Junkers’in anlaşmadan beklentisi yetişmiş kadrolarını istihdam edeceği büyük ve işler bir fabrikaya sahip olup burada üretilen bitmiş uçakları, başka ülkelere satabilmektir. Anlaşma gereği, üretilen modellerin teknoloji paylaşımının yapılacak olması da Türkiye’nin avantajıdır. Bu üretim tecrübesiyle yetişecek kadrolar muhtemeldir ki ilerleyen yıllarda yerli sanayinin belkemiğini oluşturacaktır.
Türkiye'de üretimi plananan Junkers a20
Junkers'in rakiplerinden Breguet ve Smoling Bu baskılara çok fazla karşı konamadığının bir göstergesi: Fabrikanın kurulmaya çalışıldığı 1926-29 yılları arasında, anlaşma gereği alınan 69 Junkers uçağına karşılık, sadece Fransız malı 218 Adet (Breguet , Cuadron, Devvoitine, Morane-Saulner, Nieuport ve Potez), Çek malı 16 adet (Smoling) uçak alımının yapılmış olmasıdır. Bu uçakların tamamı Türk Tayyare Cemiyeti (bugünkü Türk Hava Kurumu) tarafından organize edilen kampanyalar yardımı; savaştan yeni çıkmış fakir halkın yardım ve bağışlarla alınmıştır. Aslında Junkers’in bakım maliyetini yüksek olmasının mantıklı açıklaması şudur: Bu uçaklar, hangar ihtiyacı olup, bazı noktaları halen bez kaplı dönem uçakların yanında; gövdesi ve kanadı tamamen metalden, hangara ihtiyaç duymadan saklanabilen ve bu yüzden de ağır dış şartlara maruz kalan uçaklardır. Fabrikanın tam verimli çalışmaya geçememiş olmasın bütçeye yansıyan ekstra maliyetler de bu faturalara yansıtıldığından; bakım maliyetleri yüksek olur. Ama bu yoğun karalama kampanyasına karşı konuyu doğru şekilde analiz edip savunma yapacak Meclisten seçilmiş Türk Yöneticiler arasında “Havacı” yoktur. Şirket merkezi Ankara’da fabrika Kayseri ovasındadır ve %51 yönetim kararına sahip bu üyeler bu yolu göze alıp fabrikaya bile uğramazlar. . Zaten Fabrika'nın öyle hemen gidilebilecek yolu da yoktur. Bir noktadan sonra monte edilecek uçak parçaları kağnılarla, develerle taşınmaktadır. Ama bu terslikler ve çok ağır ilerleyen işleyişten asıl rahatsızlık duyan Almanlar’dır. Ortaklar arasında huzursuzluk artar. Satın alınan uçakların bir kısmının montajı ve Ordu uçakları için yapılan revizyonları hariç, fabrika kurulurken tasarlanan hiçbir üretim yapılamadan 1928 Haziranında yılında ortaklık bitirilir. Zaten 3 koca yılda sacdan çatılı, üretim hatları montaj tezgahından hallice olan Fabrikanın planan kadarı ancak bitirilebilmiştir. Karalama kampanyaları ve baskılarla iş alamayan şirket; çalışanlarının parasını ödeyemez, iflas eder. Tazminat ödenen Almanlar'ın hisselerini 520 bin lira karşılığında Türk Tayyare Cemiyeti devralır. Cemiyet bir süre fabrikayı ekde tutarak revizyonlara devam eder. Kısa bir süre sonrada fabrika tekrar Milli Savunma Vekaletine teslim edilir. Hava ikmal ve bakım merkezi olarak Hava Kuvvetlerine devredildiği 1939 yılına kadar, dönem dönem düzenlemeler yapılarak; anlaşmalar gereği satın alınan Amerikan-Curtiss, Alman-Gotha, Polonya- PZL, İngiliz-Magister gibi uçakların montaj ve bakımları için kullanılır. 3,5 milyon liraya yakın kuruluş sermayesi ve 15 yıllık süreçteki giderlere karşılık, fabrika’dan montaj ve revizyon olarak geçmiş uçak sayısı 130 civarındadır. Dönem uçaklarının 20-30 bin lira olduğu ve bu yatırım-kazanç orantısızlığı düşünülünce “Sizin mal edeceğinizden daha ucuza biz verelim” anlayışın neden kabul gördüğü anlaşılabilir. TOMTAŞ'ın kapanmasıyla büyük bir şans harcanmıştır. Ordu için alınacak harp uçakları hariç, asıl “Hava taşımacılığı” yıldızının parladığı dönemdir. Fabrikada imalatı planlanan Ju-f13’ler 6 kişilik hafif yolcu uçağıdır. Ayrıca Junkers’in Ju-g23 adında daha büyük kapasiteli uçakları da vardır. Türk hava taşımacılığının ilk denemeleri de bu uçaklarla Ankara ile Kayseri Fabrika arasında yapılan uçuşlar sayılabilir. Yani bu uçakların üreticisi konumuna gelip, yakın ülkelere satmak şansı varken, biten bu projeyle bu olasılık ortadan kalkmış, havayolu uçakları Türkiye için milyar dolarlar harcanan ve harcanmaya devam edilen bir ithalat kalemi olmuştur.
Junkers'in taşımacılık yapan uçak modelleri f13 ve g23 Türkiye'deki fabrikadan bir yıl önce, Rusya'da aynı şartlarda kurulan Junkers fabrikası aynı akıbete uğramamış, bu fabrikada yapılan üretimler ve yetişen kadroların katkısıyla Rusya; Mig ve Sukhoi gibi efsanevi uçak modelleri üreten ulusal firmalara sahip olmuştur. Bu arada, Türkiye’de umduğunu bulamayan Junkers hayat küsmemiş, değişik ülkelerdeki üretimler yapıp aktif tuttuğu şirketiyle; 2’nci Dünya Savaşı’nın kritik modeller üreten bir üretici olmuştur. Üzerine takılı sirenler yardımıyla pike dalışında ürkütücü bir ses çıkarıp, askerler arasında panik ve korku yaratan; muhtemelen de bu özelliğiyle J.J. Tolkien'in savaş sırasında yazdığı Yüzüklerin Efendisi kitaplarındaki korkunç sesli “Nazgül Ejderlerine” ilham kaynağı olan, Ju-87 Stuka’lar buna örnek sayılabilir. Sadece bu uçaktan savaş boyunca 6000 üzerinde üretilip Alman Ordusun'da kullanılmıştır.
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 842 Yorumlar (0)
![]() |
| Son Güncelleme ( Pazar, 27 Şubat 2011 21:47 ) |








