|

.-Hilmi İnce yamaç paraşütüyle nasıl tanıştı, diye sorarak başlamak istiyorum? -Biraz tesadüfen de olsa ben de üniversite döneminde yamaç paraşütüyle tanıştım. 1994 Ege üniversitesinde okurken yemekhanede bir ilan gördüm; “Yamaç paraşütü eğitimlerimiz başlıyor” diye. Nedir ne değildir derken, arkadaşlarla gidip anlatılanları izledik. Şimdiki İkarus’un sahibi Can Gül o zamanlar Ege Üniversitesinde havacılığı ilk başlatan kişiydi. Meraklı bir kalabalığa videolar yardımıyla yamaç paraşütünü anlatıyordu. Dinledik, farklı geldi, hoşumuza gitti arkadaşlarla “Haydi başlayalım” dedik. -Havacılık kulübümüydü bu eğitimi organize eden? -Henüz bir dernek ve kulüp yoktu, arkadaş toplantısı gibi bir şeydi ama kısa bir süre sonra kulüp kuruldu. Üniversite içinde bir spor sahası vardı orada birkaç kez kanatla koşturup nedir ne değildir anlamaya çalıştık. Sonra uçuşa sıra geldi. Uçuşa ilk gittiğimiz yer Kemalpaşa İlçesinin Akalan diye bir bölgesiydi. Bekleyen 150 öğrenci ve 2 paraşüt! Tabiî ki sıra gelmedi. Akşama kadar tepede sıcak altında bekleyip geri döndük. Ertesi sabah uçuşa gitmek için tekrar üniversitenin kapısında beklerken sırt çantalı birini görüp, muhabbete başladık. Sohbet sonrasında arkadaşın mağaracı olduğunu ve bir etkinlik için Spil dağına gittiklerini öğrendim. Coğrafyacı olduğum için konu çok ilgimi çekti kararımı değiştirip ben de onlara katıldım. Yamaç paraşütü için evden çıkmıştım ama mağaracılığa başlamış oldum. -Yamaç paraşütü bir günde bitti yani! Niye bu kadar çabuk pes ettin, yeterince ilgini mi çekmedi? -İlgimizi çekmiş, aklımızda kalmış ki 2 yıl sonra tekrar başladım ama o dönem için imkanlar zorlayıcıydı herhalde o yüzden devam etmedim. 250 meraklıya 2 paraşüt; sıra gelmiyor, sıcak altında akşama kadar bekliyorsun vs. çok çekici gelmemişti. -Okullarda genellikle THK kulüpleri olur. Planör, paraşüt, model uçak vs ilgini çeken başka bir havacılık faaliyet olmadı mı? -Niye bilmiyorum ama havacılığın başka hiçbir dalıyla o gün de bu gün de ilgili değilim. Şimdilik sadece yamaç paraşütü… -Sonrasında tekrar başladın? -Evet ilk tanışmamın 2 yıl sonra 1995’in sonunda tekrar başladım ama eğitim tepelerinden en fazla 20 uçuşum varken üniversite bitti, ben de memleketime Mersin’e döndüm. Malzeme yok, uçan arkadaş yok. Daha başındayken yamaç paraşütünden uzak bir ortamın içinde buldum kendimi. Ama ben bu işi öğrendim, biliyorum havasında güven gelmiş ki Ölüdeniz’de çalışan bir arkadaş aracılığıyla tesadüfen de olsa bir kanat, yedeksiz basic bir harnes edindim ve tek başıma uçmaya başladım. Asla doğru bir yol değil ama o dönem için erişilebilen bilgi kaynağı yok, rehber edinecek arkadaşlar yok, çevre yok böyle bir ortamda deneme yanılmalarla devam ettim… Bazen arkadaşlarla konuşurken ben ve benim gibi olanlar için “O bilinmezlikler içinde, şans eseri hayatta kalan doğal seleksiyonlarız” diyoruz. Mesela kanadı yeni almışım ve en fazla 20 uçuşum var o da eğitim alanındaki küçük tepelerden! Bu halimle köyün arkasındaki yüksek bir tepeyi uçmak için gözüme kestirdim. Tepe 600 metre kalkıştan sonra 400 metrelik bir uçurum duvar var. Paraşüt serecek yer yok, kafada kask yok, iyi bir harnes yok, yedek zaten yok. Ama “Ben buradan uçarım” dedim, uçtum da. Her uçuşumda da ağaca indim. Çünkü inecek yer de yoktu. -“Cahil cesareti” mi deniyor buna? -Aynen! Aradan 15 yıl geçti. Şimdi ki bilgi ve tecrübemle bugün o tepeye çıkıp oradan uçmaya cesaret edemem. -Peki tabiri caizse bu “yara yara” gitmek öğrenme sürecini hızlandırdı mı? -Arkadaşlara veya öğrencilerime anlattığımda bunları eğlenceli bir şey olarak değil kötü örnek olarak anlatıyorum. Ama o dönemde, o çevrede doğru bilgiye ulaşmak benim için hakikaten kolay değildi. Hiç unutmam 1999 yılında Erzincan’da rahmetli Recep Yazıcıoğlu bir festival düzenlemişti. Sağdan soldan bulduğum bir DHV 2-3 kanatla ki o tecrübede değildim, festivale gittim, orada uçuşlar yaptım. Dönüş otobüsünde yan koltuğumda festivalde tanıştığım ODTÜ’den eğitim almış SDÜ’den Kenan Oruç vardı. O ve arkadaşları, yurtdışından eğitim ve SIV ile ilgili kasetler getirmişler ben de rica ettim sağ olsun bir kopyasını da bana gönderdi. İşte benim en büyük eğitmenim o kasetlerdir. Onları defalarca izleyip yamaç paraşütünü onlardan öğrendim diyebilirim. Yedek katlamak mesela; kimse bana yedek katlamayı öğretmemişti, o kasetleri defalarca izleyip, açıp-katla, öyle öyle öğrendim. Ne kadar doğru tartışılır ama o dönemde bırakın termik, cross, SIV eğitimi alabileceğiniz birilerini doğru dürüst uçabilen bile çok çok azdı. Mesela 20-30 km uçunca bayram ediyorduk. Şimdi 100 km altında uçunca bahsini bile açmıyoruz.

-Peki İzmir’de biraz daha kalmış olsan bu eğitim biraz daha oturur muydu? -Tabi çok etkili olurdu çünkü havacılık kulübü ciddi bir aşama kat etmişti. Malzeme, eğitim alanlar, uçanlar çoğalmıştı. Okul haricinde Can’lar İkarus’u ilk İzmir’de kurmuşlardı ve oradan da eğitim alıp uçanlar vardı. Ama okul bittiği için benim Mersin’e dönmem gerekiyordu o yüzden bu ortamdan uzaklaşmak zorunda kaldım. -Evde nasıl karşılandı bu hobin, itirazlar geldi mi? -Gelmez mi! Sadece ailede değil; köyde Yılmaz diye sevdiğimiz köyde sayılan bir amcamız vardı. Yılmaz Amca bir gün kahvede milletin içinde babama “Herkesin çocuğu şehre gidip okuyor, mühendis, doktor olup geliyor; senin oğlan da sırtına bir çanta almış dağdan uçup geliyor. Ne iştir delirdi mi bu çocuk?” diye sormuş, babam her yerde gülerek anlatır bunu. Yani o konuda gerçekten ciddi sıkıntılar yaşadım; paraşütü saklamalar mı dersin, uçtuğum için kızma, sitem mi dersin! Yani pek kabullenmediler... Zaman içinde biraz alıştılar, biraz öğrendiler ama tehlikesini falan düşündükleri için olsa gerek halen bile “Oğlum yeter artık hevesini aldın, bırak şunu” diyorlar. -Ayakların ilk yerden kesilip, uçtuğun da ne hissettin? -Ne yalan söyleyeyim ilk uçup indiğimde hiç bir şey anlamadım. -Bu durumda devam etme gerekçen neydi, “Neyi atladım acaba” yı anlamak için mi devam ettin? -Açıkçası uçmaya, uçma isteğiyle değil sadece farklı bir şey olduğu için başlamıştım. Sonra uçtukça sevmeye başladım; önce ayağın yerden kesilme heyecanı, sonra havada biraz daha kalma heyecanı, sonra biraz ip ve biraz kumaştan oluşan paraşüte hükmedebildiğin için duyduğun heyecan… Böyle böyle aşamalarla gittikçe daha çok bağlandım. Mesela bir dönem coğrafyacı olarak ders kitaplarından bildiğim konuları yukarıdan canlı görebildiğimi fark edip neredeyse sırf bunun için uçup, fotoğraf çekiyordum, ve bu fotoğrafları ders anlatırken kullanıyordum. Yani bir paraşütle uçarak; coğrafyayı, uçtuğun veya yaşadığım çevreyi, hiç bilmediğin çevreleri, yani farklı bir hayatı öğrendim... Bu sporu yapmasam benim ne işim var Kastamonu’da, Erzincan’da veya ne bileyim İtalya’da, Hırvatistan’da, Meksika’da! Ay sonu yarışmak için Çin’e gidiyorum örneğin… Böyle şeyler yaşayıp, bunlara tanık olunca, zaman içinde daha çok sevip daha çok bağlanıyorsun. -İlk dönemlerini doğal seleksiyonla(!) geçtiğin yola bilinçli bir eğitimci, yarışmacı olarak devam ediyorsun. Bu aşamaya kadar nasıl geliştirdin kendini? -Bugün artık internet, eğitim ortamı sayesinde kaynağa, bilgiye ulaşmak çok çok kolay. Ama dediğim gibi ben daha uzun bir yolu kat ederek bu bilgilere ulaştım ve bu çok zaman aldı. Bahsettiğim o kasetleri defalarca izleyip, yabancı sitelerden eksik kalan bilgileri tamamlamaya çalıştım. Benim için tecrübeli birileriyle uçabildiğim, yorumların yapıldığı, bilginin paylaşıldığı ortamlara çok önemlidir. 1999’daki Erzincan Festivali, 2004 Yılında PWC Kayseri, 2002 XC’ligi gibi ortamlarda tanık olduğunuz bilgi adına her şey ama daha çok bu ortamlarda uçuş yaparak bir yerlere geldim diyebilirim. Açıkça söyleyeyim; paralel gitmeyen teorik süreç yüzünden bizim o dönemde 50 saat uçuş yapıp deneme yanılmayla ulaştığımız tecrübeye bugünkü pilotlar 5 saatte ulaşabiliyorlar. Ben 1994’de ilk kez yamaç paraşütüyle tanışmışım 2002 yılında eğitim vermeye başlamışım yani sekiz yıl! Sekiz yılda şartlar ideal olmasa da, benim gibi yoğun bir şekilde bu işle uğraşan, vizelere girmek yerine Ölüdeniz’de uçuşa gitmeyi tercih eden biri, bu sporda bir yerlere geliyor. Bakıyorum da yurtdışı şartlarında veya bugünün ortamında 3-4 yılda rahatlıkla gelinecek yarışmacı aşamasına ben ayırabildiğim bütün saat ve dakikalarımı ayırarak, tırmalaya tırmalaya 8-10 yılda ancak gelmişim. - Nerelerde uçuyordun? Asıl yoğun uçuş dönemin Denizli’ye gelince mi başladı? -Hep tekrar ediyorum: Çevre çok önemli. Ben uçtuğum zamanlarda Mersin’de bu sporun ortamı yoktu. 1997 yılında THK Mersin’de bir kurs açtı. Sırf birlikte uçmak için birileri ayartayım diye o kursa katıldım. 6-7 kişiye kurs sonrasında malzeme aldırdık birlikte uçuşlara gittik, falan... Sonrasında 1998 yılında öğretmenliğe başladım ve Denizliye geldim. Aslında Denizliye tayinimi sırf bu sebepten istemiştim ama gelince burada da öyle yoğun bir yamaç paraşütü yapılan bir ortam bulamadım ve hayal kırıklığı yaşadım. -Denizlideki ortamın yamaç paraşütü için uygun olduğunu nereden biliyordun? -1997 yılında Hava Olimpiyatları yapılmıştı oradan ve coğrafya bilgimden buranın uygun olduğunu biliyordum. Ama dediğim gibi biraz hayal kırıklığı oldu. Denizli’de THK’dan eğitim alanlar olmuş ama uçuşa devam etmiyorlar, yapanlar da birbirinden kopuk. Bir şekilde onları toparlayıp 4-5 kişilik bir grup oluşturduk ve sonrasında hemen her hafta sonu uçuşlara gitmeye başladık. Sadece Denizli değil; Bolu, Erzincan böyle değişik yerlere de hafta sonları gidip uçmaya başladık. -Peki çok yoğun olarak bu sporu yaşadığın o dönemlerde bunu bir hobiden çıkarıp iş edinmeyi düşünmedin mi? -İşim gücüm ayrı, hobim olan yamaç paraşütü hep ayrı oldu. Tecrübemiz arttıkça bilgilerin paylaşıldığı ticari bir taraf olan eğitimler verdik veriyoruz ama ben bu sporda uçmayı ve yarışmayı seviyorum. Son yıllarda bütün güzel havaları eğitimde harcıyorduk bize vakit kalmıyordu Biraz kendimiz uçalım diye bu yıl mayıs ayı itibariyle yaz aylarında eğitimleri durdurduk. Ama samimi olarak şunu söyleyeyim hayatımı geçindirecek kadar düzenli bir gelirim para kaynağım olsa bütün zamanımı yamaç paraşütüne ayırabilirim. Ama Türkiye şartlarında yaşıyoruz. Yani bu sporu; işten, aileden, geçim derdinden ayırdığımız vakitle ancak yapabiliyoruz.

-Eğitim vermeye ne zaman başladınız? -2001 yılıydı. Uçtuğumuzu bilen gören insanlar da “Biz nasıl öğrenebiliriz i” soruyorlar, Denizli bölgesinde eğitim veren birileri olmadığı için biz de yardımcı olamıyorduk. Çok bildiğimizden değil ama bu talepleri biraz olsun karşılamak için eğitimler vermeye başladık. İlk başlarda zaten bildiklerimizi paylaşmak şeklinde, ücretli de değildi bu eğitimler. Sonra talep ve yoğunluk arttıkça bir standart oturtup devam ettik. 2008 yılından bu yana Süleyman Demirel Üniversitesi Havacılık Kulübünde eğitmenlik yapmış olan Barış Tura ve Denizli’den Mustafa Bozyer ile beraber, Yamaç Paraşüt Okulu olarak belli standartlara oturttuğumuz faaliyetlerimizi daha düzenli şekilde yapmaya çalışıyoruz. -Şu anda Denizli bölgesinde birden fazla topluluk var ve bölge özellikle başlangıç eğitimleri için bir merkez olmasıyla tanınıyor, bu altyapılar ne zaman oluştu, siz neresindesiniz? -Sosyal bir topluluk olmak için ilk dernekleşmemiz 1999 yılında oldu Pamukkale Arama Kurtarma Ve Doğa Sporları Derneği-PAKDOS kuruldu. Deprem dönemine denk geldiği için içine arama kurtarma faaliyetlerini de koyalım dedik. Sonrasında içerik; doğa gözlem, çiçek, böceğe dönüp yamaç paraşütünden ayrıldı biz de biraz soğuyup Dernekten ayrıldık. Sadece havacılık hatta yamaç paraşütüyle alakalı bir dernek kuralım istedik. Devlet memuru olduğum için hiçbir dernek yapısında resmi olarak bulunamasam da İsa Dal, Emin Öztop, Alpaslan Bulut gibi arkadaşlarla 2002 yılında DENHAVK’ı kurduk. Ama yakın bir zamanda (2009) bu dernekten de hoş olmayan bir anıyla ayrılmak zorunda kaldım. Şu anda bu iki dernekle beraber ADRENALİN ve THK Denizli Sportif Havacılık Kulübü de dahil oluşumlar Denizlideki sosyal topluluklar olarak yamaç paraşütüne devam ediyor. Biz de aynı ortamda ama bu oluşumlardan bağımsız Yamaç Paraşüt Okulu adında eğitim, yarışma ağırlıklı bir yapıyız. -Eğitim standardı, malzeme, eğitmen gibi imkanlarınız nasıl? -2001-2002 yıllarında belirli bir eğitim kriterleri oluşsun diye üniversite kulüpleri toplanıp standartlar belirlemeye çalıştı. Bu toplantıların hepsinde yer almıştım, geçen yıllarda onları uygulamaya çalıştık. Ama tecrübelerden veya başka kaynaklardan gelen yeni bilgileri de ekleyerek bu içerikleri sürekli güncelledik. Diyebilirim ki; son 8-10 yılda aynı konu hakkında bir kitapçığı yirmi kez yenilemişizdir. Ama şu an Federasyon kuruldu ve bünyesinde Eğitim ve Lisanslandırma Kurulu oluşturuldu. Diğer eğitimci arkadaşlarla beraber bu komisyonun içeriklerini şekillendirmesinde fikirlerimizi söyleyerek katkıda bulunmaya çalıştık. Yürürlüğe geçtiği anda artık standartları burada belirlenen kriterler oluşturacak. -Bu kriterler nedir? Yüzeysel olarak bilgi verebilir misin? -Henüz imzadan geçip yürürlüğe girmiş değil o yüzden benim söylemem doğru olmayabilir -Sadece Denizli bölgesinde olanlar için değil Ankara-İstanbul-İzmir gibi illerden de eğitim için genellikle Denizli tercih ediliyor. Bu bölgeyi eğitimde özel ve tercih edilir kılan nedir? -Denizli’nin tepe yapıları, fiziki şartları, iklimi yamaç paraşütüne uygun ama Türkiye’nin pek çok yerinde de aynı şartlar var. Bu tercihin daha önemli sebebi; büyük şehirler için orta bir noktada olması ve uçuş dışında da yapılabilecek şeylerin bulunması bence. Uçamadığınız zaman veya siz uçarken yanınızda olup ta canı sıkılanlar için Denizlinin zengin tarihi-turistik ortamlar mevcut. Mesela; Çankırı Bayramören de uçmak için muhteşem bir yer ama boş zamanınızda yapabilecek pek fazla bir şey yok. Yoksa dediğim gibi Türkiye’de Denizli gibi pek çok harika yer var. -Denizliden eğitim için nasıl bir talep var? -YP camiasında Denizli iyi biliniyor ama Denizli camiasında “YP biliniyor” diyemem. Zaten potansiyel olarak düşünülünce 5-15 milyonluk kentlerle 500 bin kişilik Denizli kıyaslanamaz. -Bu durumda saydığın 4-5 eğitim veren dernek-oluşum için Denizliden kaç öğrenci çıkıyor. Aranızda rekabet nasıl? -Bizim öğrencilerimiz çoğunlukla Denizliden olmuyor zaten. İstanbul’dan Malatya’ya diğer kentlerden eğitime gelenler daha çok oluyor. Okul olarak başlangıç ve kulüp pilotluğu eğitimlerinin bir arada olduğu bir blok eğitim veriyoruz. Giderek artan yüksekliklerden en az 30 uçuşla kurs bitiyor ama eğitim uzun bir süreç; bir devamlılık istiyor. Bizden bu eğitimi alanlar eğitimleri bitince isterlerse bizimle hafta sonları takılıp kendilerini geliştiriyor, isterlerse de kendilerine daha yakın buldukları diğer dernek ve kulüplerde uçuşlara gidiyorlar. Diğer illerden gelenler sonrasında imkan bulabilirlerse bizim faaliyetlere takılıyorlar ama bu pahalıya mal olan bir gel-git. Bu yüzden bu arkadaşları daha çok kendi bölgelerinden oluşumlara yönlendiriyoruz ki yalnız uçup risk almasınlar. Uçuş sayısını ve saatini arttıran öğrenciler isterlerse SIV ve Termik veya XC eğitimlerini sonrasında bizden alabiliyorlar. Açıkçası vakit anlamında çok profesyonel ve ticari düşünmüyoruz. Biz uçmak ve yarışmalar katılmak istiyoruz; bu yüzden güzel havaların çoğunu kendimize ayırmaya karar verdik. -Hilmi İnce adı aslında bunların hepsinin dışında daha çok bir yarışma pilotu olarak tanınıyor. Yarışmacı olmak, iyi dereceler peşinde koşmak ilk baştan beri hedeflediğin bir şey miydi yoksa? -Kendisi de çok iyi bir pilot olan Barış Aydınsoy’un 2002 yılında Türkiye XC ligi diye bir organizasyon yapmıştı. Üç ayaklı o zaman için Türkiye’deki en iyi 45-50 pilotunun katıldığı bir organizasyondu. Yarışmacı olarak katıldığım ilk organizasyon buydu. Acemi şansı mı artık her neyse 1’nci olarak bu yarışmayı kazanmıştım. Tabiî ki insanın göğsünü kabartan, inanılmaz güzel bir his kazanmak... Bu motivasyonla “Tamam benim için doğru alanı buldum; artık bir yarışmacıyım” dedim. Ertesi yıl THK’nın düzenlediği Türkiye Şampiyonasına katıldık şahsi bir derecem olmadı ama takım olarak birinci olduk. Fark ediyorsun ki hep birinci olamasan da yarışmak güzel bir his. Şunu yapmasaydım, olurdum gibi mazeretlerle kaybetmeye de alışıyorsun. Ama genel olarak ağırlaşan rekabet şartlarında derecelerin iyileştiğini görmek iyi bir doyum noktası. İyi uçtukça daha çok uçmak istiyorsun. -XC kategorisinde yarışıyorsun daha çok değil mi? -Yarışmacı olarak değilse bile başlarda akrobasi de yaptım ama evet yarışma dediğimde XC yi kastediyorum. Bir de hedef yarışmaları var o pek anlamlı gelmediği için ilgimi çekmiyor. Benim başlarda akrobasiye ilgim daha fazlaydı. Kanat hakimiyeti ve hisler konusunda insanı çok geliştiren bir dal. Türkiye’de Ölüdeniz gibi bu iş için mükemmel bir yer olması da şansımız. Eskiden izin ve tatillerimde 15 gün gidip her gün uçup, akrobasi hareketlerini çalışıyordum. Akrobaside elde ettiğim kanadı kontrol tecrübesi XC de çok işime yaradı. Ama belki de benim için geçerli; akrobasiden bir süre sonra sıkılıyorsun. Hareketi yapıyorsun bitiyor, başlıyorsun yine aynı hareket… “Eee” diyorsun! Ama XC öyle değil. Her uçuş bir diğerinden, hatta girdiğin her termik bir diğerinden farklı; hislerini, analiz gücünü, tecrübeni, kanadın sınırlarını, yani her şeyini kullanıyorsun. Her uçuş yeni bir uçuş demek, bu kısmı da bana çok zevkli geliyor. O yüzden şimdi fırsat buldukça XC uçuyorum akrobasiye pek zaman ayıramıyorum. Ayrıca kanat, uçulan karasal bölgeler vs akrobasi yapmaya uygun değil. -Başka bir dal gibi düşünmeyip, akrobasi yapmak kanat hakimiyetini artırdığı için XC yi düşünenler için de önemli yani? -Kesinlikle. Dünya çapında başarılı XC yarışmacılarına mesela Christian Maurer gibi şampiyon pilotlara bakın bir zamanlar akrobasiyle ilgili oldukları çıkar ortaya. Türkiye’den örneklersek: XC yarışmacılarından Yiğit Yıldırım, Semih Sayır, Barış Aydınsoy hepsi aynı zamanda iyi akrobasi yapan pilotlardır. Ama Mike Kung, Rodrigez kardeşler gibi bütün iyi akrobasi yapanlar her zaman başarılı XC pilotu olacak diye de bir kural yok. -İyi bir XC yarışmacısı için nasıl nitelikler gerekli peki? -Ne gerekli? Mesela çok iyi bir kanadın olması lazım ama yetmez! Pilotajının çok iyi olması lazım ama o da yetmez! Hava çok iyi olacak o da yetmez! GPS, Vario vs eksiksiz bir teknik tesisatın olacak kesinlikle onlarda yetmez! Hepsinin çok iyi ve eksiksiz olması gerekiyor ama en önemlisi iyi analiz yapacak mental bir hazırlık gerekiyor. İyi motive olmalısın, taktiğini doğru kurmalısın, analizini çok iyi yapabilmelisin ki durumu doğru değerlendirip kendin için avantajlar yaratabilesin. Bulutu, ekini, tozu, doğal yapıyı, güneşin açısını, rüzgarı her şeyi mümkün olduğunca doğru yorumlaya bilmelisin. -Coğrafya öğretmenliğinin bu konuda bir avantaj olduğunu düşünüyorum? -Teoride gördüğümüz şeyleri pratikte gözlemleyebilmek, daha önemlisi meteoroloji ve klimatoloji gibi meslek gereği gördüğümüz derslerin kazandırdığı bilgi birikimlerini düşünürsek ben de aynı kanıdayım; avantaj sağlıyor... -Mental hazırlık nasıl yapılıyor peki mesela bir ay önceden mi yarışmayı düşünüyorsun yoksa o gün gelip tepeye çıktığın da yüzüne rüzgar vurduğunda kendini hazır mı hissediyorsun? -Aslında hiç düşünmedim. Uzun süre öncesinden hazırlık yaptığım bir dönemi pek hatırlamıyorum ama evet; bir yarışmayı bir ay önceden düşünmeye başladığınızda belki de ona konsantre oluyorsunuzdur. Mesela bu ay sonunda yarışma için Çin’e gideceğiz. Uzun zamandır vaktim olduğunca, bölge nasıl bir yer, daha önceki uçuş kayıtları, uçak bileti, yol, konaklama vs araştırıp öğrenmeye çalışıyorum. Aklınıza düştüğünde belki de motivasyon da başlıyordur! -Yurtiçi veya yurtdışı, yarışmaya katılabilmek nasıl bir prosedür gerektiriyor? -Yurtiçi yarışmaları daha çok referanslarla yürüyen bir sistem ama yurtdışındaki yarışmalara katılabilmek için yurtiçi yarışmalardan aldığın iyi derecelerin olması gerekiyor hem de birkaç tane. Örneğin 2007’de Türkiye şampiyonu oldum bu bana 2008 yılında PWC yarışmasına ve FAI nin düzenlediği Avrupa şampiyonasına katılma hakkı verdi. İlk yurtdışı maceram da böyle başladı zaten. -Yurtdışında yarışmak senin için zor oldu mu? -Olmaz mı! FAI nin Avrupa şampiyonası için İtalya’ya gidecektim. Bir sürü kaygın oluyor tabi; ilk kez yurtdışına çıkıyorsun, ilk kez dilini bilmediğin farklı bir kültürle karşılaşıyorsun. Nasıl anlaşacağım, şu nasıl olacak bu nasıl olacak diye kaygılarım oldu. Bu sorunlar beraber katıldığın arkadaşların da yardımıyla çözülebiliyor. Mesela yarışmadasın, “100 km ötede gidip bir yerde patladığında ne yapacağım” kaygısıyla mesafe çıkarmaya çalışıyorsun. Hiç bilmediğin bir coğrafya hiç bilmediğin insanlar... Benim en büyük sorunum maalesef dil sorunu. Sonra sonra Tarzanca da olsa, beden dili de olsa bir şekilde diyalog kurup derdini anlatabildiğimi anlayınca biraz daha rahatladım.

-Türkiye’deki yamaç paraşütünü diğer ülkelerle kıyasladığında rekabet açısından farklar nasıl, çok açık mı? -Çok açıktı ama yavaş yavaş kapanıyor diye düşünüyorum. 2007 FAI Dünya Şampiyonasında 49 ülke arasından 48’nci olmuşuz ama şimdilerde, son 2-3 yıldır yarışmacılarımız tasklarda ilk 5’de yer alıp genel olarak ilk 10’ları zorlayabiliyoruz. Yani bu ara hızlıca kapanıyor. -Faaliyeti halen başlamamış bir federasyon, FAI üyesi olsa da yamaç paraşütü camiasının önemli bir kısmıyla ters bir THK var. Yani idareci bir üst yapı yokken bu ivme nasıl oluyor? -Bu spora gönül verenler belki de. Samimi söyleyeyim Semih Sayır’ın bu konuda ciddi bir katkısı var. Kendisinden hiçbir zaman bir eğitim almamış olsam da ben “Yarışma mantığını taktik, teknik nedir, nasıl kurulur” bilgilerini onun paylaştığı yarışma tecrübelerinden öğrendim. Artı yarışma ve organizasyon sayıları çok arttı. Hemen her hafta sonu bir etkinlik var. Bu yıl benim katılabileceğim en az on tane yarışma var. Hangi birine katılacağıma karar veremiyorum. Yarışılacak ortamlar artıyor, yarışmacı sayısı artıyor, yurtdışında yarışanlar artıyor, yarışıp gelip bu bilgiyi paylaşanlar artıyor… Yani artık bu iş geri gitmez çok daha hızlı bir şekilde ilerler… -Peki sporcu imkanları da aynı hızda gelişiyor mu? -2009 yılında Yurdaer Etike, Yiğit Yıldırım ve ben Türkiye milli takımı olarak THK tarafından Meksika’ya yarışmaya gönderildik. THK uzun biraz hasbelkader de olsa bu işleri yapmaya çalışıyor, elinden geldiğince yol ve organizasyon maliyetlerini üstleniyor. Bu bizim için büyük bir nimet ama yeterli mi! Meksika’daki şuna tanık olduk: Diğer ülke milli takımlarının beş sporcusu varsa en az beş tane de destek personeli var. Takımlar; antrenörden aşçıya, şoförden telsiz operatörüne, masörden meteoroloji uzmanına kadar profesyonel destek alarak yarışıyor. Sporcu yarışırken ne yiyeceğini, bozulan elektronik aletinin tamirini dert etmiyor. Hiç bilmediği bir coğrafyada nereye patlarsan patla, gelip seni alacak bir aracın takipte olduğunu bilince tabiî ki daha risk alıp, yarışabilirsin. Evet biz bu imkanlara maalesef sahip değiliz. Ama federasyonun faal olmasıyla bu şartların daha da iyileşeceğini, sporcuların aldığı desteğin daha da artacağına inanıyorum. -Yamaç paraşütüne yeni başlayan biri için yarışmacı sporcu seviyesine gelmek ne kadar bir süre gerektiriyor? -Kişiden kişiye, yeteneğe, ilgiye bağlı olmakla beraber en az iki yıl diyebilirim. Daha öncesinde bir yarışmaya girip yarışmak çok mümkün değil. Zaten bir yarışmaya katılmak için çoğunlukla bir referansınızın olması gerekir. -İlla bir referans gerekiyorsa ilk yarışmaya nasıl girilir? -Camiada herkes birbirini tanır aslında. XC ligi, şampiyonaya puan veren yarışmaları için konuşuyorum: İlk başlayacaklar için referanslar tanıma, tavsiye etmektir aslında. Ben mesela Denizli bölgesinde ki hemen hemen herkesi bilirim, organizasyon yapan bir arkadaş arayıp sorduğunda söylerim. O kişinin yaptığı bir şekilde kayıtlı mesafeler de varsa, rahatlıkla bir yarışmaya girebilir. Sonrasında zaten artık kendi referanslarını oluşturabilir. Bu konuda organizatörlerin inisiyatifleri de önemli tabii. -Yurtdışı yarışmalar nasıl peki? -Onların biraz farklı durumları var. Bizim katıldığımız iki tür yarışma var. Bunlar FAI’nin düzenlediği iki yıl aralarla yapılan Avrupa ve dünya şampiyonaları ile Paragliding World Cup yarışmasıdır. FAI şampiyonalarına sadece üye olan ülkeler katılabiliyor. Türkiye’de temsilcisi THK olduğu için şimdilik sadece THK belirlediği yarışmacılar gidebiliyor. Gidecek sporcu sayısını belirleyen sistemde şöyle çalışır: Türkiye’de o yılın en iyi 3 pilotunun puanları alınıp WPRS denen bir puan sisteminden geçirilerek genel ortalamada Türkiye’nin yeri belirleniyor. Bu yere göre de yarışmaya kaç sporcu gönderileceği açığa çıkıyor. Ortalaması alınan puanlar ne kadar yüksekse ülkeyi temsilen o kadar çok sporcunun önü açılıyor. Mesela yüksek puanlı pilotların olduğu İsviçre’den 8-10 kişi bu yarışmaya katılırken, bizden 2-3 sporcu ancak katılabiliyor. Diğer yarışma olana PWC; her yıl 3 farklı kıtada değişik ayaklar halinde yürüyen, dünyanın en kaliteli pilotlarının katıldığı yüksek standartlı bir yarışma ve katılma sistemi de daha farklı. Bu yarışmaya Türkiye’deki tüm yarışmalardan alınan puanlar ve-veya şampiyona daki yarışma derecelerinin değerlendirmesi gibi bir kriterle katılınabiliyor. PWC 2010 Süper finali Türkiye’de Denizli’de yapılacak bu arada…

-Üzerinde uçmayı çok sevdiğin bir yer var mı? -Ben her uçuşumu seviyorum ama daha çok farklı yerlerde yaptığım uçuşları seviyorum. Farklı yerlerin üzerinde uçmak bu işin bana çok güzel gelen bir kısmı. -Peki bazen yarışma veya hazırlık haricinde ne bileyim böyle sadece kanadını alıp bir uçuşa gittiğin oluyor mu? -İşten güçten ve uçulacak havalarda eğitimde olmaktan öyle pek fazla serbest uçuş vaktim olmuyor. Mesela geçen yıl 170 saat uçmuşum bunun sadece 15 saati yarışma dışı uçuş, bu yıl herkes 50-100 km mesafelere başladı ben daha 2 saat bile uçamadım. -Kullandığın kanatları hatırlıyor musun? -Tavsiye edilenin dışında farklı malzeme geçmişim var: İl kanadım Paratech P40 Sonrasında UP Katana, Airea Aspect, Wintech Quarx, UP Trango 2, Gin Boomerang 5 Ve şimdi UP XD70’le uçacağım. -Hiç başlangıç seviyesi bir kanadın olmadı yani ? -Kanatları denemeyi test etmeyi severim; uçma fırsatını bulduğum bazı kanatları test etme haricinde evet kendime ait DHV 2’nin altında bir kanadım olmamış. Zaten son yıllarda yarışma kanatlarıyla uçuyorum. Bu yıla kadar GİN Boomerang 5 kullanıyordum artık temsilciliğini de aldığımız UP’nin yeni çıkardığı bir yarışma-proto kanadı XD70 kullanacağım. -Alıştığın GIN’i arayacak mısın? Kanat farklarının yarışmacılar için ciddi avantaj sağladığı durumlar oluyor mu? -GIN yeni bir kanat çıkardı, bilemiyorum ama; hız, süzülme, güvenlik vs son yıllarda kanatlar arasındaki farklar o kadar kapandı ki öyle bir şey olacağını pek sanmıyorum. Belki Dünya şampiyonalarında küçükte olsa bir etkendir ama özellikle Türkiye’de yapılan yarışımlarda pilot farklarıyla orantılarsak derecelerin üzerinde kanat faktörünün pek bir etkisi yok, diye düşünüyorum… -Öğretmenlik yapıyorsun öğrencilerin gözündeki imajın nasıl, “Bizim hoca uçuyor” diye sana özel bir ilgi var mı? -Olmaz mı! Öğrencilerin gözünde farklı bir öğretmen olup, farklı bir yere konuyorsun. Maalesef öğretmenliğin sıkıcı bir imajı var bunun dışında bir öğretmen olarak değerlendirilmek zaten başlı başına bir şey. Derslerde 20’nci dakikadan sonra derse ilgiyi canlı tutmak çok zordur. Ama rutinin dışında bazen uçuşta çektiğim fotoğrafları kullanarak ders anlatıyorum, çok etkili oluyor. Bir yerden sonra dersten sıkılan öğrenciler, onların gözünde bir macera olan yaşadıklarınızı anlatmanızı istiyorlar. Pek çok öğretmen 1-2 yıl içinde unutulur ama 10 yıl önceki öğrencilerim internet üzerinden, oradan-buradan beni bulup, bana ulaşmaya çalışıyorlar. -Aralarından özenip, uçuşa başlayanlar var mı? -Gittikleri üniversitelerde havacılık kulüplerine üye olup, yamaç paraşütüne başlayan; malzeme ve diğer konularda danışmak için de beni arayan 8-10 öğrencim oldu. -Yaptığın bu spor ve yaşadıkların için “özel teşekkürler” kime gidiyor. -Son yıllarda var olan diğer hobilerimi sıfırlayıp; hemen hemen ayırabileceğim bütün vakitlerimi yamaç paraşütüne ayırıyorum. Geçen yıl yarışma sezonu yüzünden 45 gün eve uğramamışım. Bu benim dışımda başka bir açıdan da çok büyük bir fedakarlık gerektiriyor. Eşimin bu konuda bana gösterdiği sabır ve fedakarlık, bana tanıdığı fırsat ve destek olmazsa bu vakti bulamaz, bunları yapamazdım. Bunun için kendisine minnettarım ve çok teşekkür ediyorum -Kendisinin uçma konusunda bir isteği var mı? -Nişanlıyken bir kez tandem uçurdum “Bir daha da tövbe” dedi. Kendisinin doğa ve adrenalin sporlarıyla ilgisi; en küçük böcekten korkmak, küçük bir derenin üzerinden geçince “insanlar nasıl rafting yapabiliyor” u sorgulamak şeklinde olduğu için, ileride de pek bir istek duyacağını sanmıyorum. -Peki oğlunun uçmaya bir ilgisi var mı? -Bu konuda denemeleri var. Koluna poşet bağlayıp duvardan atlayıp uçmaya çalıştı birkaç kez! Daha doğru şekline ilerde ilgi duyar mı şimdilik bilemiyorum. -Doğru bir örneğe ihtiyacı var galiba…:) Söyleşi için teşekkür edip, yarışmalarda başarılar diliyorum…

 |