Niyazi Bağdat
Bekir İŞCEN tarafından yazıldı.    Pazartesi, 31 Ocak 2011 20:08   
Google bookmarkDel.icio.usTwitterLinkter.huFacebookDigg

Niyazi_Bagdat7

-Kırkpınar Belediyesinin kuruluş tarihiyle hemen hemen yaşıt, çoğu belediye başkanlığı olmak üzere bir hizmet geçmişiniz var. İstikrarlı bir başkanlık çizginiz olmuş anladığım kadarıyla. Belediyecilik ve bu makamın insanlara bakışının sizin açınızdan bir özetini alabilir miyim?

-Bütün işkolları insana hizmet yapıyordur ama Türkiye için konuşuyorum bunların en başında bana göre belediyecilik gelir.  Ama gelişmiş ve bu işi çok iyi yapan pek çok Avrupa ülkesindeki gibi bir belediyecilik bizde yok. İl, ilçe, beldelerin belediyeleri var ama çoğunda belediyecilik sıfır. Niye sıfır? Yaşamaktan zevk alınacak ortamları insana belediyelerin sunması lazım. En basiti evinizden çıktığınızda teremiz bir sokağa adımınızı atmalısınız, önünüze atılmış çöpler, konteynırlar değil, tertemiz yeşillik çıkmalı. Boyalı badanalı çevreye uyumlu tertemiz binalar görmelisiniz. Düğmeyi çevirince elektriğiniz olmalı, çeşmeyi açınca suyunuz temiz akmalı. Ne bileyim işinize giderken kullandığınız yolun asfaltı sağlam olmalı, böyle böyle uzar gider… Ama insan sadece yiyen için ve işe giden bir varlık değil. Yani bütün bunlar olsa da yetmez. İnsanın işinin gücünün yanında vaktini ayırdığı sosyal bir tarafı da var, bunu doldurmak içinde belediyelerin bir şeyler yapması lazım. Mesela Prag’da şahit olmuştum; değişik kültür etkinliklerin, her türlü hava aracıyla uçmaya kadar, güzel zaman geçirmek için o kadar çok aktiviteleri var ki saymakla bitmez. Bizde bunlar yok. Peki ne var! Belediye başkanının belinde tabancası yanında dolaşan korumaları var. Yanına yaklaşamazsınız. Belediye başkanı işi gereği insanlara hizmet ediyor, iyi ortam yaratıyorsa, kimden niye çekinir, belinde silahla dolaşmaya, yanına koruma almaya niye ihtiyaç duyar!.. Demek ki sen belediye başkanlığı yapmıyorsun mafyalık yapıyorsun. Bizdeki belediyecilik biraz böyle…

NiyaziBagdat4

-Birkaç yıl önce microlight alma hayali kurup, bütün aşamaları geçmişte, nerede saklayacağını dert ederken(!) bu pist ve hangarı öğrenmiştim. Galiba şimdi otel olarak kullanılan belediye binanıza çat kapı uğrayıp bu konuyu danışmak istemiştim. Sizi bulamamıştım ama “Sonra arayın randevu alın” gibi cümleler beklerken direkt cep telefonunuzu kâğıda yazıp vermişlerdi. Ben de sizi cepten arayıp bu konuda danışmış böyle bir şey olur mu, olursa bedeli ne olur diye sormuştum “Biz para mara istemiyoruz, getirin microligtınızı koyun, uçun, bir güzellik olsun” tarzı bir yaklaşımda bulunmuştunuz. Bu yaklaşımınız sadece havacılığa özgü bir şey mi yoksa hizmet anlayışınız genel olarak bu yönde mi?

-Havacılığı çok severim ama benim anlayışım şudur; bir insan ailesine vakit ayırmalı, çevresine vakit ayırmalı, kendisine vakit ayırmalı ve elinden geldiğince de diğer insanlar için bir şeyler yapmalı. Siz havacılıktan, uçmaktan zevk alıyorsun, yapabilmelisiniz. Başka biri kanoda kürek çekmeyi seviyordur, onu yapabilmeli. Ne bileyim; biri balık tutmayı sever, biri arabayla uğraşmayı, biri dağa tırmanmayı, biri rakı içmeyi, biri müzik dinlemeyi vs… Bunların hepsi çok güzel şeyler. Ben bunların yapamıyorsam da burada bunların yapılabilmesini sağlamalıyım. Burada bunların yapılabileceği ortamları oluşturmalıyım. Böylece hem bunu yapan insanlar mutlu olur hem de bu ortamı sağlayabildiğim için ben mutlu olurum. Önümde giden biri yere izmarit atıyorsa çoğu zaman arkadan ben alır onu çöpe atarım, ha biri benden görüp belki aynısını yapar diye de ümit ederim. Yani önemli olan herkesin “güzel” adına bir şey yapması. Yıkmak kolay! Alın işte güzel bir spor tesisi vardı, yıkıldı. Beni de mahkemeye verdiler, şimdi mahkemede hesap vereceğim. Olur hesabını veririm ama keşke daha büyük hesap sorsalar “Neyi düşünerek o binaları yaptım, yaptırdım” onu da sorsalar!.. Ha bana göre onların yıkılmaması gerekirdi, bana hesap soran sistem yıkana da bu yıkımın hesabını sorabilmeliydi ama bu mümkün değil işte!..

nb5

-Peki neyi düşünerek yaptınız, bu pistin yapım hikayesi nedir?

-Ben havacılığı meraklıyım, uçmayı da severim. Üç ay uçağa binmedim mi özlüyorum…

-Araya girip sorayım o zaman, havacılıkla ilgili bu merakınız nereden geliyor, herhangi bir hava taşıtı ile bizzat uçuyor musunuz, bir lisansınız var mı?

-Bizim uçakla uçmayı öğreniyordum ama sonra yarıda kaldı. Merakım ve sevgim şuradan geliyor: Ben daha çocukken bizim bir pilot yakınımız vardı, uçağıyla bizim evin önüne inerdi. Hatta bir gün su içmek için inip “Uçak susamış, bana bir su getirin” demişti.

-Nerede oluyor bu dediğiniz?

-Burada Kırkpınar’da. Bahsettiğim pilot Hamdi Arcan adında, şimdi 80’inin üzerinde olması lazım gelen bir abimizdi. Kendisi o zamanlar Cengiz Topel yoktu, Köseköy’de bir havaalanı vardı orada öğretmen pilottu. Bunları görerek büyüdüğüm için kendim uçmasam bile havacılığa karşı hep bir merakım olmuştur. O yüzden uçmayı, uçaklara binmeyi çok severim.
Kırkpınar’da sosyal yaşamı geliştirmek için farklı farklı şeyler yapmaya çalıştık, yaptık. Mesela çoğu büyük şehirde yoktur ama bizim anfi-tiyatromuz var.  Kapalı yüzme havuzumuz, aquaparkımız, tenis kortlarımız, 650 yataklı 5 yıldızlı otelimiz var. Su sporları yapılabilecek tesisler için çok uğraştık. Kısacası bir sürü aktiviteye uygun tesisler yapmaya çalıştık. Ama eskiden beri bir hayalim vardı: Gerek bizim, gerek komşu belediyelerin kullanımına uygun, aynı zamanda da sportif havacılık yapılabilecek bir havaalanımız olmasını çok istiyordum. Burasını da o hayalle yola çıkılmış bir yer.


nb

-Arazi daha önceden havaalanı olarak yapılmış ama kullanılmayan bir yer miydi?

-Burası eskiden bataklık bir yerdi. Sonraki yıllarda yanımızdan geçen Ankara-İstanbul otobanı yapılırken karayollarının kamulaştırdığı, yol çalışması için şantiye sahası olarak kullandığı bir yer oldu. Aynı zamanda da çalışma atıkları yani molozlar burada toplanıyordu. Yani moloz dökülen, bir tarafı bataklık,  insanın girmeye korktuğu bir bölgeydi. Hırsızlar çaldıkları hayvanları ıssız diye buralarda kesip, götürürlerdi. Hatta; faili meçhul cinayetlerin işlenip, cesetler buralara atılırdı ki; Behçet Cantürk Cinayeti vardır mesela, öldürülüp burada atılmıştır. İşte öyle bir yerken, hem ihya edelim, hem bir amaç için kullanalım istedik. İstanbul Havacılık Kulübünden pilot arkadaşlarım vardı. Acaba burada havacılık yapılabilir mi diye fikrimi onlara açtım, kendilerini buraya davet ettim. Ne tür bir havacılık faaliyeti düşündüğümü sordular. “Valla uçurtmadan başlasın ne olursa artık” dedim. Tabi fikri çok beğendiler, çok hoşlarına gitti. Derken öyle öyle başladık.

-Hangi sene oldu bunlar?

-Eskilerden beri bu hayalim vardı ama 1998 yılında şekillenmeye başladı. 1999 Depreminden sonrada buraları düzeltmeye başladık. Kadıköy Belediyesi’nin ağır iş makineleri buradaydı, onları kullanarak uzun uğraşlarla buraları bir pist oluşacak şekilde düzelttik. Bu konuda Kadıköy Belediyesinin bize katkıları çok büyüktür. O zaman bizim belediyenin imkanları da zaten çok sınırlıydı, çevreden de çok destek alarak bu alanı büyük bir emeklerle toparladık. Üzerinde arabaların gezebileceği bir haldeyken öğretmen bir arkadaşımız geldi, burayı gördü “Ne bu, havaalanı mı yapıyorsunuz” dedi. Pilot arkadaşlarla paylaşmıştım ama onun haricinde kimseye o güne kadar “Havaalanı yapıyorum” dememiştim. Bu soru üzerine güldüm “Evet havaalanı yapıyoruz” dedim. O da dalga geçtiğimi düşünüp ihtimal vermedi. Ben de “Yarını bekle” dedim. Çünkü ertesi gün Sabiha Gökçen’e gidip, bir pilot arkadaşla buraya uçup, pisti yukarıdan kontrol edecektik. Ertesi gün Sabiha Gökçen’den uçarak geldik,inmek diye bir plan yoktu, pilot pisti üzerinden pas geçti. Ama sonra ani bir kararla, daha greyderlerin çalıştığı o toprak piste inmek istedi ve iş makineleri, toz duman arasından indik. Bizi gören öğretmen arkadaşta uçağın yanına geldi ve orada” havaalanı yaptığımıza” o zaman ikna oldu. Psikolojik olarak da herkes kabullendi ve ilk kez o gün burası hayalden çıkıp, bir havaalanı oldu.

-Yani ilk işleticisi İstanbul Havacılık Kulübü müydü, beraber faaliyetlere başlayabildiniz mi?

-Onlarla beraber izinleri almak, yasal işlemleri başlatmak için Ankara’ya gittik.

-Böylece sorunlar da başlamış mı oldu?

-Hayır tam tersine çok iyi karşıladılar. O zamanki SHGM genel müdürü, yardımcısı falan hepsi yardımcı olup, nasıl bir yol izlememiz gerektiği konusunda bizi çok güzel bilgilendiler. Hatta SHGM müdürü “Ben uçakla oraya geleyim” dedi. Bu yaklaşım bizi o kadar ümitlendirdi ki; istenilen belgeleri hazırlayıp, götürdüğümüz an, ruhsatı cebimizde saymaya başladık.

nb2

-Ama?

-Biz her şeyi hazırladık, son imzaların atılması ve her şeyin bitmesi ramak kalmıştı, tam “oldu” derken ne olduysa oldu, muhtemelen işe siyaset girdi ve üst üste problemler çıkmaya başladı. Erol Cebeci diye Sapancalı bir milletvekili var, o buranın yapımına muhalefet koydu. Olacak-olmayacak derken işler gitgide zorlaştı. O dönemde pek destek görmediğimiz bir valimiz vardı onun tayini çıktı yerine Nuri Okutan diye yeni bir valimiz geldi. Biz ruhsat almaktan artık ümidi kesmişken birdenbire o buraya el attı. Kendinse uçuş hocalığı yapan Vedat Hocalarla (Sarıkaya) tanışıyorlarmış onlarla birlikte gelip, pisti incelediler ve Vali Bey hatta “finish” için gün koyarak burayı biran önce bitirmemiz konusunda bizi bile zorlamaya başladı. “Hadi hangarı daha bitirmediniz mi” diye birkaç kez çalışmaları hızlandırmak için beni aradığını hatırlıyorum.

-Bir vali var sonuna kadar destekle geliyor, ama bir bölge milletvekili var yapılmaması için muhalefet koyuyor, öyle mi?

-Evet. Biz bu binaları, sonrasında sıkıntıları da aşmayı hayal ederek Vali beyin döneminde yapabilmiştik. Ankara’da ki sıkıntıları aşamasak da, o döneminde burada güzel faaliyetler yapıldı. Davalar açıldı ama kimsede yapılanları yıkmak için harekete geçmedi. Sonra Vali Bey’in tayini çıktı, Şanlıurfa Valisi oldu. O gittikten sonra ardından buralar yıkıldı.

-Vali Bey’le gelen Vedat Hocalar o dönemde “Kümülüs Havacılık” olarak mı burayı işletiyorlardı?


-Evet “Kümülüs” olarak “burada uçuşlar, sportif havacılık yapabilir miyiz” diye sordular. Biz de seve seve zaten bizim burayı yapma amacımızda bu dedik. Acil olarak bir hangar ihtiyacı vardı, onu belediye olarak biz üstlendik, dediğimiz gibi Vali bey’in ısrarlı takibiyle hangarı yapıp faaliyete soktuk.

Şimdi yanlış anlaşılmasın Kümülüs, Anka, Tarkim fark etmiyor biz kim gelirse gelsin herkese kapımız açıktı. Ama hiçbir firmaya da burayı devretmedik. Bizim çabamız burası için belediye adına bir “genel havacılık havaalanı ruhsatı” çıkarmaktı. Bu ruhsat altında her kim bu aktiviteleri yapmak istiyorsa gelip yapabilecekti.

-Kümülüs adında burada ilk faaliyete başlayan ortaklık kısa süre sonra kendi aralarındaki bir anlaşmazlık yüzünden dağıldı ve yanlış bilmiyorsam resmen düşman oldular. Buradaki havacıların kendi içindeki sorunlar o kritik günlerde işleri nasıl etkiledi?

-Şunu söylemek lazım onların kavgası, o kavganın Ankara’daki yansımaları da işleri ciddi sekteye uğrattı. Bu bir gerçek, bunları da biliyoruz. Çuvaldızı başkasına batırıyorsak iğneyi de kendimize batıralım. Maalesef bu kavga; havaalanının bu ruhsatı alamaması ve bu durumlara düşmesindeki önemli sebeplerden biridir.

-Sonrasında hem izinlerle uğraşıp hem de değişik işletmeler altında faaliyetler yapıldı ama değil mi?

-Tekrar söyleyelim her kim geldiyse biz sadece “Buyurun havaalanı burada. Alın izinlerinizi istediğiniz havacılık faaliyetini yapın” dedik. Biz havaalanını hiçbir zaman işletmelere devretmedik. Burada faaliyet gösteren Kümülüs vardı. Anka Havacılık vardı ki zaten belediye adına faaliyet gösteriyordu hatta son iki buçuk yılda Kırkpınar Havacılık Spor Kulübü adına faaliyet yaptı. Mesela Sapanca Havacılık vardı ama o son zamanlarında kuruldu. En son 6 ay içinde bu ruhsatı alabileceklerini iddia ettikleri için encümen kararıyla süreli olarak bir işletme iznini Tarkim Havacılığa verdik. Yani hiçbir zaman hiçbir şirkete devredilmedi, her zaman asıl sorumlu ve ilgili hep Kırkpınar Belediyesi oldu.

-Peki bu ruhsat alma denemeleri ne kadar devam etti?

-Belediye olarak genel havacılık ruhsatı almak için çok uğraştık. İkinci başvurumuz  2009 yılında oldu. Bütün belgeleri eksiksiz hazır edip SHGM’ye yolladık. Ama bu girişim de maalesef siyasi blokaj yüzünden olduğunu sanıyoruz dosyanın sümen altı edilmesiyle cevapsız kaldı.

 

-Güzel bir şeyleri oturtulmaya çalışılırken alanın koruyan kollayan bir Valinin gidişiyle her şeyin birden sonuna mı gelindi.

-Yok aslında bu yıkımlar mahkeme tarafından göl çevresinde yıkım yapmak için sıkıştırılan bir kurumun kendini aklamak, “Bakın dava açılmış yerleri iyi niyet gösterip uzun zamandır yıkmıyordum ama artık yıkımlara başladım” demek için yaptığı bir şeydir.. Ama şunu söyleyebiliriz; Vali Nuri Okutan burada olsaydı bu yıkımı asla yapamazlardı.

-Peki açılan davaların süreçleri nedir?

-2007’de var, 2008’de var 2009’da var. Ama açılan bütün davalar devam ediyor. Yani daha karara bağlanmamış bu davalar, yıkım yapıldığında da ortadan kalkmıyor.

-Çevrede davalı başka yıkım oldu mu?

-Hayır, sadece Kırkpınar Havaalanı ve yanındaki su sporları malzemelerinin bulunduğu yapı yıkıldı.

Niyazi_Bagdat5

-Peki bu kadar ısrarlı bir yıkımın sebebi ne, bu binalar neyi ihlal ediyordu?

-Kıyı kanunumuz var. Kıyı kanunumuz derki; kıyılarda tel örgü çekemezsin, kıyıları kapatamazsın, kıyılara asla yapı yapamazsın. İlk 50 metrede, kayıkçı barınağı yaparsın, iskele yaparsın, yürüyüş yolu yaparsın vs. asla bina yapamazsın, otel yapamazsın, restoran yapamazsın, ev yapamazsın.
Kıyıya belli mesafede sportif amaçlı, havaalanı örneğin deki gibi sosyal hizmet amacıyla oluşturulmuş yapılara izin verilebilir. Bizim yıkılan hangar ve binalar buna istinaden yapılmış, 100 metre kıyıdan uzaktaydı. Bunu kanuna aykırı bulup yıkıyorsan o zaman 2003 yılında yapılan, gölün resmen içinde kıyısı da halka kapalı. Ricmond’u da yıkmalısın. Ama belediye orada milletvekilini, bakanını, bürokratını ağırlıyor. Orayı yıkabilir misin? Hayır! Kıyı boyunca sayısız restoran var ev var, hangi birini yıkabiliyorsun? Hiçbirini!
Buradaki yıkımları yapıp, sonrada yaptığını savunan Adasu Müdürü Rüstem Keleş aynı zamanda eğitimli biri; bir doçent. Bu kadar adaletsizlik yapıyorsan “O kadar okumana vallahi yazık” diyorum ben. Sen kalkıp yasal olarak yapılan su sporları barınağı yıkıyorsun, hava sporları için yapılmış hangarı yıkıyorsun. Açığa attığın içindeki malzemelere yazık. Yıkma mazeretin ne! Su kirleniyor… Bunlar sanayi tesisi değil, içinde suyu kirletecek bırakın insanı,  kuş bile yaşamıyor. Şimdi burada oturuyoruz bu pazar günü bu kıyılar boyunca binlerce belki de on binlerce insan piknik yapıyor, oturuyor, eğleniyor. Şimdi gelip dese ki “Kardeşim göl kirleniyor hiçbir insanı buraya sokmuyoruz” inanın buna aklım erer. Ama içinde canlı yaşamayan, altındaki malzemeye barınaklık yapan çatıları yıkan zihniyete aklım ermiyor.

-Havaalanını yıkılmasına esas olan kıyı kanununa muhalif kaç bina vardır göl çevresinde, mesela 100 adet var mıdır?..

-Sadece son üç yılda yapılan 200’ün üzerinde bina var bu kanunu ihlal eden. Herhalde bu gerekçeyle yıkılması gereken bütün göl çevresinde iki bine yakın yapı vardır. En basitinden göle sıfır yapılmış, hem de Rüstem Keleş döneminde yapılmış Sapanca Belediyesine ait dükkanlar var. Daha ne neler neler…

Niyazi_Bagdat6

-Yani bu alanın yıkılması için 3 yılda dava üstüne dava açılırken bir taraftan da 200 tane yeni bina mı yapıldı? Aslında göstermelik bir yıkının kurbanı en zayıf halka mı oldu havaalanı?

-Tabi tabi tamamen öyle. Kamuya ait olduğu ve siyasi olarak farklı bir belediye tarafından hayata geçirildiği için çekememezlikte vardı. Bu yüzden “İşte bu kurum gölü koruyor, yapılaşmaya izin vermiyor” diye, göz boyamak için harcandı diyebiliriz.

-Peki ne olacak bu haliyle mi kalacak, üzeri naylonla örtülmüş uçak mesela ne yapılacak?

-Valla artık Kırkpınar Belediyesi yok biliyorsunuz, her şey Sapanca Belediyesine devredildi. Onlarında bu amaçla pek bir şey yapacaklarını sanmıyorum. Bu alan için Sapanca Belediyesi’nin kararı buranın ihaleye çıkarılması yönünde. Havaalanı öncelikli bir şartname düzenlenerek burası ihaleye çıkacak ve kim alırsa artık şartname içeriğine uygun; mesela ruhsat alabilirse havaalanı; yoksa patates tarlası veya piknik alanı yapar. Tamamen alacak kişinin bileceği bir iş. Havaalanı ruhsatını alamazsa eğer ki biz 10 yıldır uğraşıyoruz alamadık, yasalarda izin veriyorsa restoran da, bungalov otel de yapabilir.

nb3

nb4

-Uçakta Sapanca Belediyesinin oldu galiba ama çürümeye terk edilmiş görünüyor.

-Belediyedeki kararı uçağın satılması yönünde, o da satılacak.

-Bu yepyeni bir uçak, sanırım. Kaç saat uçuşu var? Belediyenin bir pilot istihdamıyla çürümek yerine çevre kontrolü, turizm vs. bir sürü iş yapamaz mı?

-Bu uçağı alırken Türkiye’de uçağa sahip tek belediye bizdik, şimdi Sapanca Belediyesinin oldu. Uçak 80 saatte. Belediye olarak 70 bin dolara almıştık. Havacılıkla ilgili olunmasına gerek yok; uçacak bir alanı bir pilotu olduktan sonra böyle bir uçakla sayısız iş yapabilir. Bizi kaç kez gece yarıları hastanelerden aradılar, acil organ nakli için mesela... Bu uçak işler halde tutulursa; gölü de kontrol eder, ormanı da kontrol eder, yangını da çıkmadan görür, organ taşır, eğitimde kullanılır, tanıtımda kullanılır, turizm de kullanılır. Yani verimli kullanılırsa 70 bin dolarlık bir uçak, bir pilotla, bu parayla asla yaptırmayacağınız bir sürü iş yapılabilir.

Niyazi_Bagdat6

-Ruhsat almak için uğraşırken, uçağı alırken, faaliyetleri ne aşamaya kadar büyütmeyi düşünüyordunuz?

-Biz bu alan için belediye adına “genel havacılık havaalanı ruhsatı” almaya çalıştık, olmadı. Eğer alabilseydik, öncelikle burada uçuş eğitimi veren bir okul kurmak istiyorduk. Sportif havacılık ve havacılık şenlikleri yapabilelim ve ambulans, organ nakli,  hava taksi hizmeti veren işletmeler gelsin burada faaliyet göstersin istiyorduk. Eğer ruhsatı alabilseydik bu saydıklarımızın hepsini burada çok rahat yapabilirdik. Metropollere mesafesiyle, ulaşım ağına yakınlığıyla ki Türkiye’nin en önemli otobanı ve tren yolu yanından geçiyor, doğasıyla çok kritik bir yer. Yani küçük uçaklarla ne yapılabiliyorsa burada o yapılabilsin istiyorduk

Bunların çok ötesinde bir projemiz daha vardı; burada uçak üretimi de yapmak istiyorduk. Ve bu ultralight, microlight üretimi yapmak öyle hayali bir proje değildi. Çekoslovaklarla görüşmeler yapıp Kırkpınar Belediyesi olarak iki farklı model üretimi için ortaklık anlaşması yaptık.  Birini biz Belediye olarak burada üretmeyi planlamıştık. Burada üretileni yine biz Belediye olarak dünyaya pazarlayacaktık. Birini de onlar bizim adımıza orada üretip, dünyaya pazarlayacaktı. Hatta Çekler 8-10 uçakla gelip burayı gördüler. Tabi buraya iniş izni verilmediği için Sabiha Gökçen inip havaalanına minibüsle getirdik kendilerini. Onları burada ağırladık, buraları tanıttık. Mesela bu projeye başlamak, ilk uçağı üretecek duruma gelebilmek için 2 milyon Euro gerekiyordu. Ve bu paramızda hazırdı: Yap-işlet-devret anlaşmasıyla faaliyete geçen 5 yıldızlı otelimizin belediye hakkını işletmeciye satıp, paranın bir kısmıyla o finansmanı da halledebiliyorduk.

-Kırkpınar belediyesi artık yok, Kırkpınar Sapanca’ya bağlandı. Büyük kısmı şekillenmiş bu güzel projelere onlar niye hiç itibar göstermiyorlar?

-Sapanca Belediye Başkanının bu işlere en küçük ilgisi yok. Meclis üyelerinin de fikirleri “Belediyenin ne işi var havacılıkla” yönünde. Yani burayı kazanmak için pek bir şey yapmayacaklar.

-Kırkpınar’la Sapanca, sınırlarının nerde başladığı nerede bittiği bile belli olmayan  aynı coğrafyanın alanları, dünyaya bakışlar nasıl bu kadar farklı olabiliyor?

-Bu biraz dünya görüşüyle ilgili herhalde. Geçen yıl burada su sporları etkinliği vardı. Sporcu gençler yemek yemeye Sapanca’ya gitmişlerdi. Orada Sapancalı gençler tarafından darp edildiler. Hatta olaylar medyaya da yansıdı. Sapanca vurdu-kırdısıyla, mafyalaşmasıyla tanınan bir yer olmaya başladı maalesef. İnsanları kontrol etmek için daha fazla sayıda polise askere ihtiyaç yok. İnsanların boş zamanlarını kaliteli geçirebilecekleri ortamlara ihtiyaç var. Biz yıllardır bunu yapmaya çalıştık, uğraştık. Sapanca’da madde kullanım yaşı ortaokul seviyelerine düşmüş, bu çok acı bir şeydir. Buraları Allah vergisi güzelliklere bezeli bir coğrafya; dağımız, gölümüz, yeşil alanlarımız her türlü aktiviteye uygun yerlerimiz var. Ama bunları kullanamasak,  boş zamanlarda herkesin kendi istediği eğlencesini yapmaya imkan yaratamasak bu gençler kahvelere doluşup, sonrada bunları yapanlarla bağ kuramazlar ve böyle şeyler olur. Sapanca Belediye Başkanı maalesef bunu anlamıyor, bize muhalefet eden kendisi Amerika’da yaşayan ama kafası İran’da Sapanca milletvekili bunu anlamıyor. Ama siyasi güç onları daha güçlü kılıyor. Sapanca Belediye Başkanı istese bu ruhsatı bir hafta için de alabilir. Ama isterse!..

-Peki siz havaalanı ile uğraşırken kendi beldeniz insanlarını yaklaşımı nasıl oldu. Bu uğraşları gereksiz bulan “Ayranı yok içmeye…” manasında konuyu değerlendirenler oluyor muydu?

-Kahvehane ortamlarında sırf söylemek için, geyiğine böyle konuşmalar geçmiş olabilir. Belediyenin asli hizmetlerinde kusurlar ve eksikler olduğu halde böyle şeyler yapmaya kalkışsaydık eğer bu denilenler hak verilirdi. Ama buranın belediyecilik anlamında bir eksiği zaten kalmamıştı. Asfaltı, suyu, yolu, çöpü, parkı, elektriği bunları zaten hallettiğimizden çok olumsuz bir fikirle karşılaşmadık. Tersine hem bölgemiz insanı hem de yaptıklarımızı dışarıdan izleyenler tarafından samimi destek ve beğenilerle karşılandı yapılanlar.

-Havaalanı dışında eksik kalan başka hayalleriniz var mı?

-Buralara yapılabileceklerin sınırı yok. Burası Allah vergisi güzellikleri, bitki örtüsü, dağı, gölü olan bir yer. Bu gölü nasıl korursunuz biliyor musunuz? İnsanların ondan zevk almasını, her daim yanında yaşamasını sağlayarak!.. Düşünün 50 metre mesafede hiçbir yapılaşma olmadan sadece insanlara açık yürüyüş, dinlenme alanları olsa, buralarda geceleri, gündüzleri müzikler, gösteriler, etkinlikler yapsanız güzel olmaz mı? Burada yaz okulları açtık, müzik kursları açtı ki içinde yabancı öğrenciler bile vardı... Mesela buraya seçkin okul-kolejler getirtmek istiyorduk. Bölge gençlerine örnek olacak bir üst düzey bir eğitim bölgesi olarak tanınmak, bu yapının çevresinde şekillenecek kongre ve kültür sarayları yapıp, faaliyete sokmak istiyorduk. Havaalanın hemen devamındaki alanı golf alanı olarak değerlendirmeyi hayal ediyorduk. Avrupa’nın bütün ülkelerinden buraya küçük uçaklarıyla insanlar gelip buraları görsün, bunları yaşasın istiyorduk. Sapanca gölü dünyada; kültür, kongre, eğitim, doğal çevre güzellikleriyle neden meşhur olmasın! Bunlar rahatlıkla yapılabilirdi. Bunun sağlayacağı tanıtımın, bunun getireceği gelirin ne kadar büyük olacağını herkes hayal edebilir. Zaten bu gidişle sadece hayal edeceğiz maalesef

NiyaziBagdat3

-Yaptıklarınız ve yapmayı hayal ettikleriniz için kendi adıma teşekkür ederim.

Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
 
daha küçük | daha büyük
 

busy
Son Güncelleme ( Çarşamba, 16 Şubat 2011 09:04 )