M. Can GÜL
Bekir İŞCEN tarafından yazıldı.    Pazartesi, 17 Ocak 2011 17:10   
Google bookmarkDel.icio.usTwitterLinkter.huFacebookDigg

 

can8

-Eğitim, malzemeye veya diğer yamaç paraşütü gelirleriyle kendinizi çevirdiğiniz havacılık camiası için nadir bir durumunuz var. Bu yapı İKARUS'un kuruluşuyla mı başladı?

-Evet, İKARUS olarak sadece yamaç paraşütü ile alakalı faaliyetlerden geçiniyoruz. İKARUS’u 1995 yılında İzmir’de kurduk. O zaman ben Ege Üniversitesi Turizm Bölümünden mezun olmuş 9 Eylül Güzel Sanatlar Fotoğraf Bölümünde öğrenciydim.

Tabi öncesinde 1992 Senesinde Ege Üniversitesinde okurken bir havacılık kolu E-HAVK'ı kurup okulda ilk kez yamaç paraşütü eğitimleri vermeye başladığım bir kısmı var. O gruptan eğitim alıp sonrasında yardımcı eğitmenlik yaparak bana yardımcı olan Canpolat ve Ali Es ile birlikte, “Bir şirket kurup yolumuza öyle devam edelim” diye kararlaştırıp İKARUS’u kurduk. Aslında kurarken yamaç paraşütü eğitiminden bir beklentimiz yoktu. Zaten bu konudaki potansiyelinde çok parlak olmadığı kendini belli ediyordu. Bize daha çok paramotorla yapılacak reklam kısmı cazip geliyordu. Bu niyetle paramotor alıp dünyada yeni yeni tanınırken, Murat Öneş’den sonra paramotorla uçan ilk  ekip olduk sanırım. Planımız çok basitti; “Bir şirket kuralım, statların üzerinde uçalım ve para sayma makinesi alıp gelen parayı da onunla sayalım” dedik ama! Bu kadar net olan planımız pek tutmadı.

-Bu basit plan nerede çuvalladı?


-Paramotoru aldık. Murat Öneş’den de eksikleri olan öylesine bir eğitim aldık. Sonra ilk işimiz olan Fenerbahçe Stadı üzerinde uçuş işini de aldık.

can1

-İzmir’de kurulup İstanbul’da iş almayı nasıl başardınız?

-Şirketi İzmir’de kurduk ama aklımız fikrimiz Fenerbahçe Stadındaydı. Direkt hedefe odaklıydık yani. Para kimde var? Fenerbahçe’de. O zaman Fenerbahçe üzerinde çalışalım dedik, onlarda kabul ettiler.

-Bu nasıl bir reklam şekli kanada yazı yazıp arada bir stadın üzerinde dolaşmak gibi bir reklam mıydı?


-Evet evet. Yanlış hatırlamıyorsam 1995’de Fenerbahçe şampiyonluk yarışında önde gidiyordu. İstanbul’da kontak halinde olduğumuz bir ajans vardı onun da katkısıyla biraz sürümcemede olmakla beraber şampiyonluk gösterilerinde stat üzerinde uçuş yapmak konusunda anlaşmıştık. Aslında örneği olan bir iş değildi bizde zaten nasıl yapacağımızı çözmeye çalıyorduk. Paramotora da yabancıyız. Hatta hiç unutmuyorum Murat Öneş’den eğitim alırken pervaneyi kırdığımızdan zor bela yeni bir pervane alıp paramotoru kurup test etmek için İzmir Çiğli’ye yakın Tuz Gölüne gittik. Paramotoru kurarken sanki elimizde dağılacakmış gibi korkuyla kuruyorduk. Neyse kurduk Canpolat havalandı, yükseldi yükseldi derken uzaktan bir helikopter belirdi, Canpolat ın yanına gelip, çevresinde dönmeye, hemen  inmesi için işaretler yapmaya başladı. Canpolat helikopter türbülansıyla kapana kapana indi. Helikopter indi, elleri silahlı askerler belirdi paramotoru alıp helikoptere atıp, “kimsiniz, niye burada uçuyorsunuz” diye ayak üstü bizi sorgulamaya başladılar. “Aman abi biz öğrenciyiz, Ege Üniversitesindeniz, uçuşa geldik” vs vs korkuyla bir şeyler anlatmaya çalıştık. Neyse üniversiteyi aradılar Allahtan onlarda teyit edince yırttık, paramotoru ve kendimizi kurtardık.

-Bu şiddetli baskının sebebi neydi peki?

-Çiğli’de askeriyenin eğitim üssü varmış Canpolat’ta fazlaca yükselip alana yaklaşınca …

-İlk uçuş için yanlış yer seçimi galiba?

-Arazi doğru ama bölge yanlışmış, böylece öğrenmiş olduk. Neyse bu arada sürüncemedeki Fenerbahçe işinden güzel haber geldi; Fenerbahçe şampiyon olmuş “Gelin akşamki kutlamalarda uçun” diye aradılar bizi. Hep beklediğimiz iş; İstanbul’da uçacağız ama saat  12, biz İzmir’deyiz! İşi de kaçıramayız tabi zamana karşı bir yarış başladı: Hemen güzel sanatlardan 8-9 öğrenci bulup onların yardımıyla kanadın üzerine stikırlar yapışırdık. Sonra yaptığımız işten emin olamadık daha iyi olsun diye stikırları baly’le sağlamlaştırdık. Üç kişiye son dakikada uçak bileti alıp İstanbul’a geldik. Havaalanın’dan Bakırköy’e geçip oradan en hızlı gitme yöntemi olarak deniz otobüsüne Kadıköy’e geçtik. Bugüne kadar yaptığım en yavaş deniz otobüsü yolculuğuydu veya bana öyle geldi! Neyse Fenerbahçe’nin antrenman sahasına gidip, paramotoru hazırlamaya başladık. Ali Şen konuşmasını yapmadan bizim uçmamızı isteniyordu. Her şeyi kurduk, sıra uçuşa geldi. Hava çok güzel ama rüzgar biraz azdı. Can Polat kanadı bir çekti olmadı, yıkıldı. Koştuk  tekrar serdik, ikinciye çekti, yine olmadı. O stresli anda tam beş deneme yaptı ama kalkamadı. Sonra organizasyondan telefon geldi “Tamam artık uçmanıza gerek kalmadı” dediler! Dehşet bir hayal kırıklığı, anlatamam yani!. Uçak biletleri, bu koşturmacanın masraflar bizim bütçemize göre çok büyük rakamlar Şirket orada bir tökezledi zaten...

-Ben bu hayallerle başladığınızı, paramotorla cebelleştiğinizi pek düşünmemiştim. Sonrasın daha az riskli diye mi yönünüzü eğitime çevirdiniz?


-Direkt olarak eğitime bel bağlamaktan, öğrenci beklemekten çok bir şey gelmeyeceğini tahmin ediyorduk. Hangi yöntemleri kullansak da işte hareketlendirsek diye düşünüyorduk. Aklımıza belediyelerin yaz okulları geldi. Yaz okullarını dahil olursak bir şeyler olabilir dedik ama konuştuğumuz belediyelerle pek anlaşamadık. O dönemde internet Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşıyordu. Bir internet sitesi yaptırdık ki çok doğru bir karardı sonra birkaç outdoor fuarına katıldık. Bunların geri dönüşü güzel oldu ve bize bir farkındalık yarattı.Bu girişimlerin geri dönüşleriyle yavaş yavaş eğitimciliği şekillenmeye başladık ama 1998 yılına kadar İzmir’deydi. Şirket İzmir’de, eğitimleri Denizli’de veriyoruz ama eğitime gelenlerin büyük çoğunluğu İstanbul’dan geliyor. Zorlayıcı bir durum vardı yani. Bari İstanbul’a taşınalım; hem gelenler rahat eder, biz daha az yoruluruz hem de pazarlamamızı daha rahat yaparız, dedik.

-Şehir değiştirmeyi göze almak, büyük bir karar değil mi?


-Ben okul için İzmir’deydim, aslında İstanbulluyum. Okul bitince ve İstanbul’un potansiyeli daha iyi gözükünce gelmek çok sorun olmadı.

-Başa dönersek senin ilk havacılıkla, yamaç paraşütüyle tanışman ne zaman oldu?


-Ben havacılığa 1988’de THK’da uçak paraşütüyle başladım. Serbest paraşütte 240 atlayışım var.

-240 fena bir sayı değil bayağı kurumun içinde olman lazım, yarışmacı veya öğretmen olarak THK’da kalmak gibi hayatını bu yönde şekillendirme düşüncen hiç olmadı mı peki?


-Aslında uçak paraşütüne sevdalı biriyim. Uçak paraşütüyle atlamış herkes hemen hemen herkes de aynı şeyi söyler. THK’da Sky Sport’un sahibi Murat Tüzer’in de içinde olduğu 5 kişilik çok iyi anlaştığımız bir takımımız vardı. Hatta bir gün Murat “Yamaç paraşütü diye bir şey var böyle tepelerden felan uçuyorlar” dedi. “Of ne kadar sıkıcı, ne anlamı var” diye muhabbet ettik. Çünkü uçak paraşütçülüğün en sıkıcı tarafı paraşütün açılmasıyla başlar. Serbest düşüş bitince paraşüt açılıp seni aşağı indirir yani çok enteresan bir şey değildir. Yamaç paraşütünü böyle hayal edince heyecanı olmayan, anlamlı bir şey gelmemişti. Uzun bir sürede öyle kaldı bizim için. Ama THK’da sorunlarımız vardı. Ekip arkadaşlığımız süperdi ama hocalarla, daha üsttekilerle pek anlaşamıyorduk. Çok isteyerek ve severek yaptığımız bir işti ve övünmek gibi olmasın çok başarılı bir ekiptik ama bazı sebeplerden dolayı başkalarının yerimize tercih edilmesi, böyle ayırımlar canımızı yakıyordu. Elini bir yere kadar uzatabileceğini bilmek, kötü bir şey ama başkada seçeneğin yok.Yamaç paraşütü böyle bir ortamda öne çıkan alternatif bir tercih oldu. “Yamaç paraşütü yapalım” en azından kendi başımıza uçarız, dedik.

 

can5

-Peki yamaç paraşütünü ilk görüp denemdeniz nasıl oldu?

-İlk olarak uçak paraşütlerini alıp tepelerden uçmaya çalışarak aslında yamaç paraşütünün dünyada ilk ortaya çıkışı gibi orijinal denmeler yaptık. THK duymasın hafta sonu depodan malzeme yürütüp, Ankara’nı tepelerinde denemeler yapardık:)

-THK web sitemi takip ettiğini sanmıyorum, eminim bunu duymazlar:)


-Neyse sonra Murat bir yerlerden yamaç paraşütü buldu. Nasıl olsa uçak paraşütü yapıyoruz bunu da yaparız ne var diyip, Ölüdeniz-1700 dahil değişik yerlerden uçmaya başladık. Tam bodoslama yani.

-Havacılıkla ilgili biri olarak sizin böyle bodoslama dalmanızla sokaktan geçen ve havacılığa tamamen yabancı birinin bodoslama dalması arasında, serbest paraşüt, THK vs etkenleri düşünürse biraz fark var ama değil mi?

-Çok da fark yok aslında! Bunları yaparken tek güvendiğimiz nokta uçak paraşütüne aşinalığımızdan gelen bilgilerdi ama onlar da zemini çok sağlam bilgiler değildi. Uçak paraşütünün şöyle bir kötülüğü var; uçmayla ilgili hiçbir prensip bilmiyorsun. “Ne var ki yaparım ben bunu” desen de, önüne gelen yamaç paraşütünün nasıl bir malzeme olduğunu, nasıl bir mantıkla uçtuğunu bilmiyorsun. Ha ne var; uçaktan atlamanın, yükseğe alışık olmanın getirdiği bir gözü karalık var, ona güveniyorsun.

Şu anda, bu eğitmen kimliği ve yılların tecrübesiyle bakınca söyleyebilirim ki; her zaman eleştirdiğimiz bir tutum ve başlamak için kesinlikle doğru yöntem değil. Ama çok doğru örneklerin yaşandığı bir dönem değildi ve hemen herkes o zamanlarda böyle başlıyordu. Daha kötüsü o dönem malzemelerin, tasarımların denediği yıllarda. Bir sürü abuk sabuk malzeme ve tasarım ki bunların birçoğu Türkiye’ye geldi- denendi ve o ciddi kıyımlara sebep oldu. Bilinenler haricinde kulaktan kulağa duyduğumuz ne kazalar var, inanamazsın.

-Peki bu ortamda öğrenme süreci sağlıklı zemine nasıl oturdu?


-Fransızlar bu işe yaklaşık 10 yıl önce başladıkları için bu konuda nisbeten oturmuş deneme yanılma bilgileri vardı. Ben de 1990’ların başında Ölüdeniz’de Eric adında Fransız bir pilotla tanıştım. Bu pilot tandem uçuşları yapan Babadağ Parapant diye bir firma tarafından getirilmiş bir tandem pilotuydu. Bir sezon boyunca Ölüdeniz’de bu pilotla takıldım, birlikte baya uçuş yapıp tecrübe edindim. Bilgili ve sıkı bir pilottu. Sonraki yıllarda SIV ve benzeri eğitimleri Jocky Sanderson ‘den aldım. Eric’le uçtuğumuz dönemde kendimi tandemde geliştirip firma için pilotluk yapma teklifi gelmişti, yani bu ortam bilgilerimi pekiştirmemi sağladı.

-Yamaç paraşütünü tanıman, uçmayı öğrenmen, kendini geliştirmen ve eğitimciliğe başlaman süreçleri birbirine çok yakın, Bu konuda çok kararlı görünüyorsun?


-Aslında  yamaç paraşütü üzerine öyle planlanmış beklentilerim yoktu. O yıllarda bir taraftan İstanbul’da Alternatif Turizm diye Outdoot etkinlikler üzerine çalışan bir turizm firmasıyla takılıp, rehberlik yapıyordum. Zaten uzun vadeli hedeflerimden biri Nepal’e gidip orada Dağ rehberliği yapmaktı. Alternatif Turizm’de takılırken Boğaziçi Parapant diye bir firmanın sahibi Tunç Elmasulu’yla tanıştım. Tunç enterasan bir kişilik; Boğaziçi’nde okurken  kendi başına gidip İsviçre’de yamaç paraşütü eğitimi alıp “Ben bu işi Türkiye’de yapacağım” demiş. Gelirken 20-30 takım paraşüt getirip, hem onları satıp hem de alanlara eğitim vererek  o zaman için inanılmaz bir girişimcilik ruhu sergilemiş. Neyse tanıştığımızda benim yamaç paraşütüyle ilgimi öğrenen Tunç, eğitimlerinde ona yardımcı olmamı önerdi, ben de kabul ettim. Eğitim kısmına ilk kez böyle dahil oldum.

-Ege Üniversitesi’nde başlayan süreçten öncesinde mi?

-Evet daha öncesine denk geliyor eğitimle ilk tanışmam dönemim bu. Tunç, Butterfly adında çok ünlü bir pilottan (sanırım İngiliz) o zaman için kaliteli denilebilecek bir eğitim almıştı. Verdiği eğitimlerde her şeyi Tunç anlatıyordu. Ben asistanlık yapıp ona yardımcı oluyordum sadece. Aslında yamaç paraşütü bilgimin üzerine Tunç’tan “eğitmenliği” öğrendim diyebilirim. O döneme denk gelmemiş Tunç’la tanışmamış olsaydım muhtemelen yamaç paraşütü eğitimi diye bir konuya hiç başlamayacaktım.

Ege Üniversitesinde başlayan sürece gelince; Aslında benim bütün isteğim kolları ve faaliyetleri çok renkli ve hareketli olan Boğaziçi Üniversitesini kazanıp okula ve bu faaliyetlere orada devam etmekti ama istediğim okulu yarım puanla kaçırıp Ege Üniversitesini kazanınca birdenbire hiçbir şeyin olmadığı bir ortamda buldum kendimi. Faaliyet yok, malzeme yok; bari ben bir şeyler yapalım böylece ne bileyim uçmak için malzememiz olur, faaliyette bulunuruz, diyip Ege Üniversitesinde Havacılık Kolunu kurduk. Hatta ilk yıl Tunç’tan paraşüt kiralayıp, ondan aldığım ders notları, kitapları kullanarak eğitimleri verdik. Bir şeyi itiraf edeyim o dönem benim için çok sıkıcıydı; delidolusun, kafanda bir sürü plan var ama gidip hafta sonu o enerjiyle eğitim vermek hiç kolay gelmiyordu. Eğitim verebilmek için insanın bir ara dinginleşmesi gerekiyor yoksa çok çekilir bir şey değil

-Eğitim vereceğin konuya vakıf olmak haricinde bir iç olgunlaşma bir dinginlik gerekiyor galiba?


-Evet kesinlikle...

-Şimdilerde "korkulan" demek yanlış olabilir ama sorgulamaya cesaret edilemeyen Can Hoca kimliğin var, ne zaman oturdu bu süreç?


-Zaman içinde alışıyorsun galiba. Bir baktım eğitim vermeyi, öğretmeyi sevmeye başlamışım. Bahsettiğim o yoğun enerjili dönemlerde tüm derdin uçmak oluyor, vererek paylaşmayı çok anlamıyorsun. Bir şeyler anlatarak tatmin olabileceğin aklına gelmezken bir süre sonra bunun da seni zenginleştirdiği sana bir şeyler kattığını fark ediyorsun. Yani bir bakıyorsun ki sevmeye başlamışsın. Zaten böyle demesen, çekilecek bir şey değil.

can2

-Biraz kendini kandırmak var mı?

-Yok yok! Gerçekten kendimi çok sorgulamışımdır bu konuda. Kendimi kandırarak devem edemezdim, böyle yürümez, yapamazsın zaten. Bu işi yaparken muhakkak sevmen lazım çünkü gerçekten çekilecek iş değil. Niye değil! Çünkü; asla öngöremediğin sorumluluk noktaları var. Bir adama ne kadar doğru bilgiler versen de, havadaki airman durumunu ne kadar öngörebilsen de yine de öngöremediğin bir şeyler muhakkak çıkacaktır ve çıkar…  Tedirgin edici, vicdanen ağır sonuçlarla yüzleşmen gereken, yıpratıcı bir iş bu.

-Peki ilk eğitmenlik tecrüben sayılabilecek Ege Üniversitesinde ki bu ortamı kurmak ne kadar zaman aldı ve zor oldu mu?


-İlk aşama malzeme vs için okulun desteğini almaktı. O zamanlar bu işleri yürütmek daha kolaydı, çünkü yamaç paraşütünün ilk zamanlarıydı ve çok ilgi çekiyordu. Dekana çıkıp “Yamaç paraşütü var onunla faaliyetlerde bulunmak istiyorum ama şunlar şunlar lazım alırsanız okulun adını da duyurabiliriz” dediğinde ikna oluyordu. Okulda çok iyi bir basın ekibi oluşturmuştuk. Haber çıkaracak bağlantılarımızı güçlü tutuyorduk. Hatta eğitimleri betamax video çekmiştik, bizzat ben bu görüntülerin başında durup profesyonel yerlerde montaj yaptırmıştım. İlk ve ilgi çekici olduğundan gelip faaliyetlerden fotoğraf çekiyorlardı. Bu görüntüler, yaptığımız eğitim veya faaliyet haberleri bunlar sağda solda çıkınca okulun, dekanın hoşuna gidiyordu. Bu da malzeme ve destek almamızı sağlıyordu.

İlk yıl eğitimleri Tunç’tan paraşüt kiralayıp yaptık ama sonra bu dediğim çalışmalarla malzemeler gelmeye başladı. Sıkıla sıkıla başlamıştım ama yeni gelenlerin samimi ve istekli bir şekilde işin ucundan tutup, çalıştıklarını görünce keyif aldım.

Amacım, bu kolun ben gitsem de kendi ayakları üzerinde durabilmesiydi. Eğitimi de öyle bir sistem üzerinde kurduk. Herkesin bir altındakini eğittiği kademeli bir kadro kurmuştuk. 10 eğitmen-5 grup-toplam 25 öğrencilik bir sistem vardı. Ben eğitmen kadrosuna eğitim veriyordum onlar kendi alt gruplarına böyle bir sistemdi. Bu düzeni kurmak, işlediğini, kabul edildiğini görmek, malzeme geri dönüşleri vs. benim için inanılmaz bir tecrübe oldu. Profesyonel olarak bu işe girme kararı “Çok iyi işleyen bir sistemi bu şartlarda kurduysak ticari olarak da yaparız” dan cesaret alarak verilen bir karardı zaten.

-Bu denemelerin başarıya ulaşma süreci ne kadar sürdü?


-İlk başladığımız yıl kiralık malzemeyle eğitimde elenenler hariç 10 kişiye eğitim vermiştim. Ertesi yıl onlar kolun çekirdek kadrosunu oluşturdular. Kendi malzemelerimiz de alındı gelişim böyle artarak da devam etti.

-Ortamdan okul bitince mi ayrıldın?


-Evet. Aslında çok fazla içinde bulunduğum için okullardaki bu kol muhabettini pek sevmem. Kuruluş amacı bir süre sonra yolundan sapar bol geyik, bol kız muhabbeti yapılan bir yere döner ortam. Bir sosyallik elbette olacak ama, özen gösterip ekseni kaçırmamak gerekiyor. Biz bunlara dikkat ettik, başarılı olduk. Baştaki amaç kendi ayakları üzerinde durmasıydı bunun sağladığını görünce ve okul da bitince bıraktım.

-Manevi veya psikolojik sebep her neyse bazen bu ilişkiler hiç sonlanmaz sen buna pek rağbet etmemişin gibi?


-Yıllarca o ortama devam edildiği durumlar örnekler oluyor, duyuyorum bazen. Bana anlamlı gelmiyor. O bir süreç orda biter, yani uzatmanın anlamı yok.

-Uzakta olsan da  bir aidiyet hissi bir bağlantın var mı peki?

-Hiç tanımadığım çocuklar halen öğretmenler gününde mesaj atıp, öğretmenler günümü kutluyor. İsmen tanımadığım ama oradan geçmiş pilotlar saygı gösteriyor. Hatta duvarda “big boss”  diye halen bir fotoğrafım var:)  Arada bir gidip “Selam çocuklar” diyip ziyaret ediyorum, çok hoş bir duygu oluyor benim için.

-Bu sayfa bitince daha kararlı ticari bir sayfaya başladınız orada çok bir fark oldu mu?


-Dediğim gibi İkarus’u kurarken reklam, sonrasında eğitim bizim için asıl hedefti. Başlarda tandem ve Ölüdeniz hiç düşünmüyorduk. Özellikle Ölüdeniz benim hoşlanmadığı kuralları şartları çok farklı olan bir yer. Orada ilişkiler yamaç paraşütü gelmeden başlamış onlara uymak için başka gerçeklikte davranmak gerekiyor.

Neyse işte reklam için internet sitesi, acentelerle bağlar kurup daha iyi geri dönüşler almaya başladık. Eğitim için ilk gruplar bu acentelerden geldi mesela. Başlarda İkarus’da uyguladığımız eğitim sistemi üniversitedeki standartlar gibiydi. Kursiyer 70 metre uçuyor sonra malzemeyi sırtlayıp tepe yukarı o 70 metreyi yürüyor. Söylenmeye başladıklarında öğrencilere yaptığımız gibi “Spor yapıyorsunuz ne güzel lan” diye çıkışamadığımızı fark ettik. Çünkü bu insanlar; 40-50 yaşlarında iş güç sahibi, kendi işlerine yönetici, farklı dünyadan insanlar. O dönemdeki bir İstanbul grubundan bayağı bir eleştiri alıp, fırça yedik. Konfor beklentisi, fiziksel durumu farklı insanlarla uğraştığımızı anlayınca “ne yapıyoruz biz” diyip; servis, daha iyi konaklama, daha iyi ulaşım alternatifleri üretmek zorunda olduğumuzu anladık.

Bazı püf noktaları yeniden ele alıp, modu değiştirdik.. Zaman sorunu olan insanlara programlar üretmek için mesela 1995 yılından beri Pamukkale’ye gidiyoruz. İstanbul’da da bu eğitimler verilir ama hiçbir zaman bitmez, insanların da sabrı buna yetmez. Yamaç paraşütünün hem pratik hem de güvenlik anlamında bir asgari standardı var ama gelenlerin farklı farklı kapasiteleri var. Bunu çözmek için birebir çözümler üretmek gerektiğini anladık, yapmaya çalıştık vs vs. Başarı da zaten böyle ölçülüyor; bütün bunları masaya koyup bir doğru yol bulup, karşıdaki insanın da beklentilerini buna uydurabildiğinde başarıya ulaşmış oluyorsun.

-Amerikan Yamaç Paraşütü Birliğinin Sitemine göre sertifikalı eğitim vermek bu dönem aldığınız bir karar mıydı?


-Şöyle oldu önce PARAPRO’yu merak edip araştırdık. Sonra Amerikan Yamaç Paraşütü Birliğinin Sistemini araştırdık. Biz daha önceden renk kodlarını uygulamaya başlamıştık bunu Amerikan Sistemiyle birleştirince bu bizim eğitim standardımızı belirleyen temel oldu.

can6

-Bunlar nasıl hallediliyor, yazışmalarla mı? Bir de mesela sertifika bildiğim kadarıyla zorunlu olan, uçmak için sorgulanan bir şey değil. Bunun bir standardını oturmak niye önemli?

-Kurs için gelen insan talep edeceği şeyler konusunda tecrübeli, neyi sorgulaması gerektiğini bilen bir insan “Sertifika veriyor musunuz” diye soruyor. THK’ın veya çalışmaları çok eskiye giden Federasyonun durumu belli ama bu insan karşısında senin kendini kanıtlaman lazım. Bu durumda “Amerikan Yamaç Paraşütü Birliğine bağlıyız” demek karşı tarafa önemli bir güven veriyor.

Sertifika çalışması şöyle başladı. Ben dalışla da ilgiliyim. Bu konuda ileri seviyede bir arkadaşım var, Amerikan sistemi olan PADI’yi kullanıyorlar. Bu konuda onunla çok fikir alışverişi yaptık. PADI hedefleri çok iyi ve net olan, verilen eğitim geri dönüşünün test edilebildiği çok iyi bir sistem. Bu arkadaşın yardımıyla uzun zaman PADI inceleyip yamaç paraşütüne uygulamak için çalıştık. Sonra bu çıkardığımız bilgileri renk kartlarına uyguladık ve Amerikan Yamaç Paraşütü Birliği’yle bağlantıya geçtik, yazıştık kendilerini buraya davet ettik. Chris Santacroce burada ağırlayıp çalışmalarımız gösterdik “Kesinlikle bizden daha iyi yapmışsınız dedi” Sınav vs onları da halledince üyeliğimiz onaylandı.

-Federasyon aktif hale geçince tek bir istem mi uygulanmak zorunda yoksa siz kendi isteminizle devam edebiliyor musunuz?


-Federasyondaki bu konuda çalışan ekibin içinde biz de varız. Yapı olarak, bana çok uymayan yorucu bulduğum bir ortam ama bu bizim sorumluluğumuz, bunları yapmak gerekiyor diye bizde çalışmalara katkıda bulunduk. Federasyonun hazırlanan sistemi uygulamaya başladığında İkarus’da buna dahil olacak tabiî ki, bunu da isteriz zaten...

-Uzun yıllardır hem tanığı, hem de birçok yönüyle etkenisin diye sormak istiyorum; senin bakış açından ülkemizdeki yamaç paraşütünün portresini nasıl, mesela Avrupa’ya göre?


-Standartlar halen çok çok düşük. Festivallerdeki kalkışlarda, hazırlıklarda, diyaloglarda falan ne yazık ki bu görülüyor, insanın içi titriyor. Çok iyi uçanlarla, kelle koltukta uçanlar arasında ciddi bir uçurum var. Buna da bir standart var diyemeyiz?

-Bunu belirleyen nedir peki insan kalitesi mi? Çünkü standartlar var ama buna uyulmuyor diyemeyiz çünkü herkes resmen kendi standartlarını oluşturup, kendi yolunu bulup gitmiş görünüyor.


-İnisiyatif. Herkes kendi aldığı inisiyatifle bir yol çiziyor. Denetim mekanizması da yoksa bunun doğruluğunu denetleyemezsin. Takındığın inisiyatif neyse etkilediğin çevreyi de ona göre şekillendirirsin. Eğitimci olarak “Sana teslim hayatların sorumluluklarını üstenmek” gibi çok ciddi ama yeterince önemsenmeyen bir konu da var maalesef. Mesela eleştirdiğimiz çok fazla yönü olsa da THK’nın durumu önemli. Dışarıdaki pek çok örnekle karşılaştırılınca THK içerideki yaşam; havacılık disiplini gerektirdiği için bu konuda sağlam kuralları olan önemli bir yer benim gözümde.

-Yamaç Paraşütü konusunda piyasada bulunabilecek en kapsamlı kitabın yazarı sensin galiba, YP konusunda kaynak sıkıntısını düşünerek mi bir kitap yazmaya karar verdin? Hazırlığı ne kadar sürdü ve kaçıncı baskıda ve şu anda ve piyasada bulunabiliyor mu?


-Bu kitabın amacı aslında tüm ülkede hızlanarak yayılan ama bir o kadar minimum standarttan uzak gelişen topluluğun üyeleri pilot arkadaşlara belirli bir standartta, önemli olan noktaların altlarının çizilmesi ile uçuş sırasında gerekli olan minimum teorik bilginin aktarabilmesiydi ve gerçekten amacına ulaştı. Bir çok arkadaştan hala teşekkür telefonları alıyorum. Bu bir eğitmen olarak gerçekten en tatmin olduğum çalışmalardan birisi. Kitabın ilk baskısı bitti. Yayınevi ikinci baskıyı çıkarmak istiyor ama ben biraz daha güncel bilgiler eklemek istiyorum ikinci kitaba. O yüzden bekletiyorum ikinci baskıyı. Piyasada sanırım internetten hala bulunabiliyor.

can11_kitap

-Biri sadece bu kitabı okuyup uçmayı denerse ne olur?

Kötü...
İşin korkutucu yönü bir kitabı bile karıştırmadan uçan insanların hala daha var olduğunu bilmek. İnsan saçını başını yolabilir. Umarım ilerde insanlar ellerini uzatıp standart ve güvenli bir YP eğitimini kendi çevresinden alabilir ve bu kitaba olan ihtiyaçlar hayati boyuttan indirgenir

-Şu anda havacılıkla ilgili hangi işleri yapıyorsunuz?


-Yamaç paraşütü başlığı altında hepsini yapıyoruz. Eğitim, reklam, tandem, paramotor, malzeme satışı, yarışma organizasyonları…Yani hepsini…

-Peki bu yelpazedeki bütün işlere koşturmak zor mu?


-Çok zor, niye çünkü ekip küçük. Ekibi büyütmek de gelir gider dengesini düşününce çok mümkün olmadığından çok fazla işe koşulup çok yoruluyorsun. Bir taraftan eğiteme koşturacaksın, bir taraftan firmalara gidip reklam pazarlayacaksın, yarışmalar organize edeceksin, malzeme satıp, eğitime devam edenleri gözetleyeceksin… Bütün bunlar ağır işler ve bu yük altındaki ekibin de dağılmaması gerekiyor. Uzun zaman aynı insanlarla çalışmak lazım yoksa bu işin bereketi olmuyor. Bütün zorluğuna rağmen keyifli çünkü sonuçta uçuyorsun, zevk aldığın işi,zevk aldığın şekilde, kendi kurallarını koyarak ve en önemlisi çok şükür ki iyi bir şekilde yapıyorsun.

-Bu dalların arasında senin en tercih ettiğin “Bir tek bu kalsa da yaparım” dediğin?


-Öyle bir şey yok abi, olamaz. Hepsini birden yapman gerekiyor, bir tekini bile boşlarsan dağılır.

-Pazarlaması ve halkla ilişkilerini iyi yapıyorsunuz gibi. Daha öğrenci dönemine ait anlattığın basın ekibi, tanıtım filmi, Çoşkun Aral’ı hatırlıyorum sizinle program uçuşları yapıyordu vs. Bu bakış açısı nerden geliyor?


-Bunu yapmak zorundasın. Rekabet için marka olmalısın ve markanın da bilinirliliğini artırdıkça markan güçlenir. Mümkün olduğunca gündem de olman gerekiyor. Biz bunu değişik yöntemlerle başından beri iyi kullandık. Bunu ihmal etmemeye çalışıyoruz, en önemlisi de bu işe kaynak ayırıyoruz. Başlından beri basın danışmanlarıyla çalışmaya özen gösteriyoruz mesela ki; haber olarak yer alabilelim. Doğru bir tavır olarak başından beri buna önem vererek bir fark oluşturduk.

-Doğru şekli nasıl söylenir pek emin değilim;küçük havacılık camiamızda İkarus olarak  bazen para öncelikli yaklaşımlarla anıldığınız oluyor. Para veya kendi malzeme tercihleri konusunda tavizsiz bir durumunuz var mı, varsa bunu nasıl değerlendirmek gerekir?

-Benim yorumum şu; eğer bu işi yapacaksan işletmeci ve katılımcı olarak her iki açıdanda maliyetini düşüneceksin. Çok para eksenli olduğumuzu düşünmüyorum eğer öyle olsaydık 15 sene sonra şimdi çok daha farklı bir yerde olurduk o ayrı. Bu iş para eksenli değil daha çok konu eksenli bana göre. İçinde olduğun alanın bir gerçeği var; eğer yıllık planlarını, yıllık hesaplarını doğru yapmazsan, uluslar arası eğitim standardını koruyamazsın. Sonra tavizler başlar. Malzemeden taviz, standartlardan taviz, eğitmenden taviz... “Taviz” demek, sistemde çöküşe giden yol demektir. Malzeme tercihinde de ister istemez bir katılım bekliyoruz çünkü bu işin, bu çarkın dönmesi gerek, bunu da pilotlarımıza en uygun şartlarda, çok farklı seçenekler ile sunuyoruz. Bu konuda da bir iki örnek dışında çok fazla sıkıntı şu ana kadar yaşamadık çok şükür...

-Havacılık, yamaç paraşütü sence pahalı bir iş mi?


-Bizdeki (ülke) şartlara göre ne yazık ki biraz öyle. Bazı asgariler isteyen bir uğraş. Ne yalan söyleyeyim dışarıdan biri olsaydım ben gelip İkarus’dan eğitim alamazdım ama olması gereken de maalesef bu. Bir bütçe ayırmak zorundasın. Bunun daha azını ödersen bir risk alırsın. Bu işin bedeli 10 liraysa sen bunu 8 liraya çözmek istiyorsan bir risk alıyorsun demektir. Eğitimde atladığın bir basamak veya malzeme seçimindeki bir maliyet sana çok daha pahalı olarak geri dönebilir. Ama dönmeyebilir de risk denen şeyde bu zaten… Ama maalesef bu işin en azından Türkiye’de pahalı bir uğraş.

-Şimdiye kadar kaç kişi sizden eğitim almıştır?


-800-900 olmuştur herhalde.

-2500-3000 civarında yamaç paraşütçüsü var diye duymuştum, sizinki dilimin bayağı büyük bir kısmına denk geliyor bu durumda?


-Türkiye’de yamaç paraşütü yapan sayısı beş bin civarında diye biliyorum. Ama 900-1000 kişinin eğitim alması demek bu kadar uçan kişi var anlamına gelmiyor. Bunların en fazla 200’ü malzeme almıştır, onlarında 50’si ancak uçuyordur. Mantık şöyle işliyor; Adam merak edip başlıyor, uçuyor; sonra iş evlilik vs hayatının sorumlulukları artıyor bu işi gittikçe boşluyor ve bırakıyor. Bu sporun ömrü çoğunluk için en fazla 10 yıldır, daha fazla sürmez. Devam edenler var ama bana göre onlar istisna sayılmalı…

-Paramotora ilk başlayanlardan olmanız son yıllarda da paramotorun gözle görülür bir artış içinde olmasına istinaden soruyorum "Paramotor konusunda ortamın gelişimine yeterince hızlı adapte olamadınız" gibi bir durum var mı?

-Bu konuda çok ciddi çalışmalar içindeyiz. Yeni bir girişim olarak Konya’da kendi paramotorumuzu ürettiriyoruz. Haziran-Temmuz 2010 itibariyle de bunu hayata geçirmiş olacağız. Bir paramotor akademi kurarak daha yoğun bir şekilde paramotor eğitiminin içine girmeyi planlıyoruz. Çok iyi bir arazi bulduk önümüzdeki dönemde paramotor eğitimi, atölye ve hatta Denizlideki başlangıç eğitimlerini de Konya’ya çekmeyi bir arada yürütmeyi planlıyoruz.

-Direkt paramotor eğitimi vermek şeklinde mi olacak bu?


-Hayır yine eskisi gibi önce bir başlangıç eğitimi sonrasında paramotor olacak. Alim Dubai’de direkt paramotor eğitimleri de verdi ama çok tatmin edici geri dönüşleri olmadı, güvenli gelmedi açıkçası.

-Peki direkt paramotor eğitimi almak gibi talepler geliyor mu?


-Tabi ki çok fazla geliyor. “Yamaç paraşütüyle uğraşamam ben direk paramotoru öğrenmek istiyorum” diyen çok oluyor ama bu yöntem bize doğru gelmediği için belli bir aşamaya kadar yamaç paraşütü eğitimi alıp öyle devam edilmesinde ısrarcıyız. Ama eskisinden farklı olarak Konya’daki eğitim bölgesinde yamaç paraşütü başlangıç ve paramotor başlangıç bir arada bir haftada verilebilecek. Öyle bir eğitim sistemi düşünüyoruz.

can7

 

-Alim’le çok uzun yıllardır bir ortaklığınız var, böyle zorlu bir alanda ortaklık yürütmek çok zor olsa gerek?

-Bazen eşime “Senden önce Alim vardı” diyorum; bizimki hakikaten hayat arkadaşlığı gibi bir şey, ona buna benzemiyor yani. Alim’le ortaokuldan arkadaşız ama İkarus’un kuruluşunda yoğun bir şekilde kumarhane işinde çalıştığından dolayı bizimle başlayamadı. Şirket İstanbul’a gelince dahil oldu. İkimizde bir fiil uçup bu işi seviyoruz. Bu ortaklığın, ilişkinin sağlıklı yürümesinde en önemli etkenlerden biri bu. Bir de arkadaşlığımız çok eski olmasına rağmen çok saygılı bir iletişimimiz vardır. Konulara bakışımız çok farklı olur genellikle ama birbirimizin fikirlerine asla saygısızlık etmeyiz. Şirket işleyişinde sorumluluk üstlendiğimiz yerler, görevler de farklıdır.

-Eşin uçuyor mu?


-Eşim korkuyor ama kızım bu yıl Alim Amcasıyla tandem uçacak o yüzden çok heyecanlı yerinde duramıyor.

-İşin çerez kısmında sormak istiyorum; çok keyif aldığın bir uçuş anın var mı?


-Yamaç paraşütü sporuna başlamamın en büyük sebeplerinden biride Para-Alpinizm aslında. Mesela bir Kaçkar uçuşum var onu hiç unutamıyorum. Arkadaşlarla tırmanış yaptık, tırmanıştan sonra ben aşağıya uçarak yarım saatte inmiştim. Kamp alanında çayımı kahvemi içip yatıp, oflaya poflaya inen arkadaşları beklemiştim. Onlar 8 saat sonra gelince her yönüyle çok keyif almıştım:)

-Peki yaşadığın tehlikeler oldu mu?

-İlk zamanlara özellikle delidoluyduk, çok risk alıyorduk yani say say bitmez, hiç başlamayalım.

-Kolunun durumu yamaç paraşütü ile mi ilgili?

-Bu da bu işe bağlanmamım ana sebebi olan Para-Alpinizm uçuşlarında oldu. Niğde Demirkazık’dan bir uçuş yapacaktım, bir gün önce antreman uçuşlarında koşullara hazırlık amaçlı çok sıkı bir havada kalktım, orada bir kaza oldu ama kolumun bu durma düşmesi doktor müdahalesi sonrasında oldu maalesef. Amerikan hastanesinde ameliyat oldum, doktor sinirler parçaladığı için kol gitti... Her neyse Avusturya’da tekrar ameliyat oldum bir miktar geri geldi ama çok da fonksiyonel değil. ..

-Kolun bu duruma gelince uçamayacağın kaygısı yaşadın mı hiç?

-Zaten bir süre uçamadım. Sonra yurtdışından benzer durumda olan insanlarla yazışıp şu andaki tek kol yöntemiyle mutlu mutlu uçmayı öğrendim.

-Sen muhtemelen yamaç paraşütü eksenli bakacaksın ama daha genel şekliyle sormak istiyorum: Güzel, yaygın, kaliteli ve keyifli bir havacılık şekli olacak mı Türkiye’de?

-O iş zor çünkü havacılık biraz kültür (havacılık kültürü) meselesi. Bir ara Kapadokya da ultralight işine başlamıştık sık sık Macaristan’a gidiyordum. Örnek olarak; abuk sabuk küçük bir kasaba ama havaalanı var. Hafta sonu deltakanadıyla, uçağıyla, uçurtmasıyla, ailesiyle herkes orada. Herkes uçuyor herkes eğleniyor. O görüntüyü görünce… Zor yani!  Türkiye’de ancak heves edenler bir şekilde içinde oluyor o da dediğim gibi en fazla 10 yıl. Havacılığın bu kültüre ulaşması, yerleşmesi bizde olabilir gelmiyor maalesef…

-Karamsar bir final oldu..

can3

Yorumlar (1)Add Comment
can soycan
Ağustos 09, 2011
88.224.245.217
Oy sayısı: +0
adam gittikçe derinleşiyor

Can abiyi 16 Temmuz 2011 de Pamukkale' de tanıdım. Bir haftalık yamaç paraşütü eğitimimi bu kadar ''derin bir hocadan'' aldığımı görünce ''nedir bu adamdaki sanki ilk defa eğitim veriyormuşcasına büyük heyecan'' soruma yanıtlar bulmaya başladım.

Yorum yaz
 
 
daha küçük | daha büyük
 

busy
Son Güncelleme ( Cuma, 18 Mart 2011 08:00 )