| Mehmet Arıkan | |
|
|
Bu söyleşinin içeriği, 2010 yılının Türkiye'sinden bir uçak yapımı hikayesidir. Bahsi geçen uçak; dünyada çok sevilen ve yaygın kullanılan bir Kit, "Zenith STOL CH701" dir. Uçağı yapan, Ankara'da yaşayan emekli bir mimar-mühendis Mehmet Arıkan'dır. Ama hikaye Türkiye'de geçtiği için, biraz kendine özgüdür... Bu söyleşi okuyanları heveslendirip, "Uçak yapmaya teşvik eder mi?"... Pek sanmıyorum. Peki bu söyleşiden, "Türkiye'de uçak yapmak" üzerine "manalı" dersler çıkar mı? Okuyanlar eminim çıkaracaktır...
Uçabilen,şanslı "Zenith fotoğrafları", maalesef internetten alınmıştır!.. -Mehmet Bey, uçak yapmış birisiniz. Bu üretim sizin havacılığa ilginizle ne kadar alakalı? -Yani siz bir mucitsiniz aslında. Toplam kaç buluş veya patent sahibisiniz? -Tasarı-geometri üstüne buluşlardan az önce bahsettiğim konular gibi toplam 8 adet "kırmızı kurdelalı" patent sahibiyim. Benim yelpazem biraz geniş çünkü araştırmayı, bulmayı, icat etmeyi seviyorum. Boş kaldığı zaman herkes bir şeylerle uğraşır, ben gözlerimi kapatıp sadece düşünürüm. Çocuklarım “Babam başladı düşünmeye” derler. Benim üretim sürecim böyle başlar. Kafamda bir motoru dağıtıp olduğu gibi tekrar toplarım, tek bir vidasını bile unutmam, benim hobim de bu… -Peki kendinizi biraz daha zorlamak, daha zorlayıcı bir şey yapmak için mi uçak yapmaya giriştiniz? -Yok, emekli paşa bir abim, arkadaşım var. Aynı zamanda da komşum olan Tansel Dinçer Paşayla bir gün konuşken “Uçak yapma” lafı geçti. Ben de “Uçak da yaparım abi, ne var ki” dedim. Yaparsın, yapamazsın iddiası beni tetikledi. “Yapamazsın” veya “Bu imkansız” lafına çok sinirlenirim. Bir tek ölümün çaresi yok, geri kalan her şeyin illaki bir çaresi bulunur. İşte böyle başladı; sipariş verdim, geldi, yaptım, paşam ile beraber uçurduk, çok da güzel oldu. -Aşamaları daha geniş soracağım ama biraz da eğitiminiz ve teknik konulara yakınlığınızdan bahseder misiniz? “Teknik düşünebilmek” özelliği, eğitimle şekillenen bir özellik mi? -Ben mimarım ve makineciyim. Ama mekanik düşünmek eğitimle gelen bir şey değildir. O bir Allah vergisidir. Vardır veya yoktur. Ama eğitim olmazsa bu özellik bir işe yaramaz tabiî ki… Eğitimsiz olsa olsa “Con Ahmet’in devridaim makinesini” yaparsınız. Yani eğitim amaca giden bir yoldur, bir backraund dur. O olmazsa olmaz… -Uçak yapacak kişide teknik bir özellik olması gerekiyor belki, peki işin “havacılık bilgisi” boyutu edir? -Tabi uçmakla ilgili çok geniş olmasa da bir geçmişim var. Askeri liseden çok sevdiğim ve yıllarca aradığım bir arkadaşımı, çok sonraları buldum. Arkadaşım Kaya Yenal, gazi ve albaylıktan emekli bir uçucu olarak Türkkuşu’na genel müdür olmuştu. Buluşup hasret giderdiğimizde, “Mehmetçiğim gel kurs ücretini yatır seni de uçuralım” dedi. Bende askeri lise döneminde uçmayı merak edip, uçaklara ilgi duymuştum. Tamam, dedim. Kurs ücretini yatırıp, kursa başladım. Dediklerine göre daha önce Eskişehir’de bir kızcağız 8’nci saatte yalnızını uçmuş, ben 6’ncı saatte yalnıza kaldım uçuşumu yaptım. Bahsettiğim tarih 20 yıl öncesi tabi… -İyi eğitim mi yoksa bu insanın kendinde olduğunu bilmediği bir yetenek mi? -Bunun biraz Allah vergisi olması gerekiyor sanırım. Aynı kursta sevdiğim bir arkadaşım vardı 53’ncü saatindeydi ama halen yalnıza kalamamıştı. Ama bunun yanında ben kafadan hesap yapamam. Mühendisim, kağıt kalem üzerinde en ağır hesapları yaparım ama bakkala gidince hesap yapamam. Ticarette çok kabiliyetsizim. Bunlar birazda ilgiyle-alakayla ilgili şeyler belki de. Aspirin gibi her işe yararsanız hiçbir işe de yaramazsınız demek oluyor. -Askeri okul dediniz, Ne zamana denk geliyor bu dönem, askeri lise mezunu musunuz? -1959-60 yılları, askeri liseye girip sadece bir sene okudum. Seneyi şuradan hatırlıyorum; 1960 ihtilalinde boyumuzdan büyük silahlarla Kordon’da iştimaya çıkmıştık. Bir yıl okuduktan sonra okuldan ayrılmak zorunda kaldım çünkü: Babam da mühendis-mimardı, görevi icabı bütün Anadolu’yu geziyordu, beni de oradan oraya dolaşmayayım diye, ilkokul 3. sınıftan itibaren yatılı koleje bıraktılar. Yani hasretlik vardı… Askeri liseye başlayınca Annem de ; uçarım, düşerim, ölürüm diye, korktu. Ben de hasretlik çektiğim için işime geldi, askeri liseyi bıraktım. -Uçağın yapım sürecine dönmek istiyorum. Ben açıkçası sizinle buluşup konuşmak için heyecanlıydım. Mini bir “hava parkı” olduğunu hayal ettiğim çiftliğinizde buluşup, yaptığınız uçağın yanında, veya o uçağın yapıldığı atölyede fotoğraflar çekecektim; heyecanla uçağa dokunacaktım, belki detayları üzerinden anlatacağınız yapım hikayesini dinleyecektim. Ama şu anda Ankara’da bir cafe de oturmuş, 10 km ötede olsa bile şu anda yaklaşamadığımız bir hangarda duran uçağınızdan konuşuyoruz. Bir koruma ve bakım ihtiyacı için mi uçak şu anda orada? Veya bir ortaklıkla yapılan bir uçak mıydı? -Hayır uçağı ben yaptım, uçak benim. Öyle bir yer ihtiyacım da yok. Benim bir çiftliğim var, uçak için hangarım da var, pistim de var. -Peki uçak niye Türkkuşu’nun hangarında ve biz niye yanına gidemiyoruz. -Bugün cumartesi Türkkuşu’nda hafta sonu mesai olmaz. -Siz en son ne zaman uçağınızı gördünüz. -…Ben iki-üç aydır hiç yanına gitmedim uçağın. Uçağı işlemler için getirdik orada kaldı açıkçası. Yaratılan sıkıntılar beni nefret ettirdi. Şu aralar çok da gidip görme isteğim yok. Benim ana amacım uçmak değildi, uçak yapmaktı. Yaptım, uçtu, kendim uçurdum. Ben zaten yapmam gerekeni yaptım. Benim arkamdan gelecek arkadaşların yolunu açtım. Türkkuşu katı bir takım kurallara sahip. Bu kuralların tamamını yerine getirmek başlı başına bir ömür, başlı başına bir para tüketiyor. Moral olarak da insanı çökertiyor. -Bunu anlamadığım için tekrar tekrar soruyorum: Bu uçak bizzat yaptığınız, sizin uçağınız değil mi, bu kadar sıkıntı yaratabilecek konular ne olabilir? -Uçak tamamen benim, onlarla hiçbir alakası yok. Türkkuşu bana yardım etti, kucak açtı. Uçağın lisans-tescil gibi işlemlerini daha iyi yapabilmem için, uçağımı buraya getirmeme izin verdiler… Fakat neden ve nasıl oldu tam bilmiyorum, sonrasında bir tavır, bir gerginlik doğdu. Bu gerginliğin sonunda ben uçağı orada bıraktım ve çıktım. Şimdi uçağımı oradan almam gerekiyor. Bunun içinde uçarak uçağı buradan çıkarmak için genel müdürden söz aldım. Tam bunu yapacakken, ayrılacağım için benim bakım ve işletme sözleşmemi fesh edildi. Yani birden bire uçak uçamaz hale geldi. Uçağı şimdi ancak bir kamyona yükleyip götürmem gerek. -Niye? uçak uçabilir halde değil mi? -Uçağım şu anda marşına bastığın anda çalışacak, hemen pist başı yapıp uçacak halde. -Ama hangara gidip uçağa binmeniz, çalıştırıp uçarak orayı terk etmeniz mümkün değil mi diyorsunuz? -Türkkuşu işletmesinden çıkarıldığım için uçabilmek için şu anda bir işletmeye kayıt olmam lazım ama ben camianın çok da içinden değilim, nereyi bulup nereye kayıt olayım. Al uç git dedikten hemen sonra uçabilirlik lisansımı iptal ettiler, nasıl uçarak gideyim. “Sök, yükle kamyona götür deniyor” ya bu bir uçak, sök tak, sök tak nereye kadar, insanın içi acıyor? -Bu kadar zor olması mı gerekiyor gerçekten? Şimdi onların açısından bakınca, bütün gerekçeleri kapı gibi kurallara dayanıyordur eminim ama bu kurallar neyi düzenliyor, bir uçağın uçurulamamasının neye faydası var, size anlaşılır geliyor mu? -Yaptığım işler, patentler sahibi olmaktan dolayı alışkınım böyle şeylere. Benim patentini aldığım bir soğutucu bardağım var. Buna en az iki yıl kafa yordum. Dizaynı, işlevi, malzemesi vs için. Bunu üretmek için imalatçı ya götürdüm. Adam diyor ki çok güzelde niye yeşil yapmadın, niye kulp takmadın?.. İşte bunlardan dolayı alışkınım. İlla bir köstek olma bilir bilmez akıl verme genimiz var. Kuralları destek olmaya yönelik de, köstek olmaya yönelik de kullanabilirsiniz. Biz genellikle köstek olmayı seçiyoruz. -Niye böyle bir tavrımız olsun ki, sonuçta “yapmayı” teşvik etmek makbul olanı değil midir? -Bu bizim eğitimimizden geliyor. İlkokuldan beri ferdi ödev alırız biz. Yanınızdaki arkadaşa ödevinizi göstermekten korkarsınız, saklarsınız. Siz ne yapabiliyorsanız ve bunu ne kadar yapabiliyorsanız orada kalırsınız. Bildiğiniz sınır artık odur. Bir şeyleri başaran ülkelerin eğitimlerine bakın 3,5, 10 kişiye bir ödev verilir. Böylece birlikte çalışmaları, bilgiyi paylaşmaları öğretilir. Ayrıca böyle bir grubun başına bir hoca konabilir, böylece bir denetim, destek sağlanabilir. Ama her kişinin başına bir öğretmen koyamazsınız. Onu daha iyiye yönlendirip, ona destek olamazsınız. Böyle eğitimden geçen biri neyi öğrenir? Sadece kendi yaptığının değerli olması gerektiğini. Onun bir adım ötesine alışkın değildir, bunu kabul edemez, köstekler. -Bu tarz söyleşiler için uçak yapanları öğrenmeye çalıştığımda şunu fark ettim ki bu sayıyı 10’a çıkaramıyorum. Cumhuriyet tarihi boyunca mesleklere bakınca ulaşılabilen en nadir makamın Cumhurbaşkanlığı olduğunu kabul edersiniz. Benim cehaletime verin ama 11 Cumhurbaşkanımız var ama ben 10 tane uçak yapan sayamıyorum. Değer verme kısmında çok ciddi hatalar mı yapıyoruz? -Bırak uçak yapanlara değer vermeyi, biz açılmış uçak fabrikalarını kapatmaktan çekinmemiş bir milletiz. Bir Hezarfen Çelebimiz var. Herkes uçak uçuran iki kardeşi bilir ama Hezarfen’i sen, ben havacılıkla ilgili 3-5 kişi biliriz. Bunlar açıklaması çok kolay olmayan acı şeyler tabiî ki…Ben bu işe başlarken arkadaşlarım “Bak Mehmet azimlisin, uçağı yapacağına kesin inanıyoruz ama U ÇU RA MAZ SIN” dediler. İnat ettim yaptım. Ama bu 2 yılda kapıları çalmaktan, bir yerlere gidip gelmekten, hayattan bezdim desem yeridir. -Bu süreci merak ediyorum, Uçak yaparken başınıza neler geliyor? -Bu konuya fazla girmeyeceğim, birileri tutup bu yazılanları farklı anlar bu işe yeni başlayacakların da önü kesilir, bu günleri bile ararlar diye, korkuyorum. -Sivil Havacılığın yarattığı zorluklardan mı bahsediyorsunuz? -Buna zorluk değil prosedür gereği diyelim… -Peki, uçak yapma tecrübenize istinaden sorayım o zaman: Mesela ben sizin yaptığınızdan çok etkilenip bir uçak yapmak, hem de Zenith CH701 yapmak isteyen biriyim. Nerden başlamama gerekir? -Sana şunu söyleyeyim güzel kardeşim “Gel hiç bulaşma” :) -Diyelim ki; çok ısrarcıyım, hatta biraz da mazoşistim ve sıkıntılarla uğraşmaya da bayılırım? -Tabi bunlar şaka. Ben kendimi vatansever, ilerici, bu memleketin kalkınmasını düşünen bir insan olarak görüyorum. Bu şartlarda düşünen herkes için (bir kit uçak yapacaksa eğer) CH 701’i de tavsiye ederim. Veya bunun 4 kişiliği CH801’de olabilir. Çünkü bu yolu geçmiş, lisans almış, uçmuş bir “rol modeli” var benim yaptığım. Mahkemelerde de böyledir bir örnek dava emsal olur, bazı işleri kolaylaştırabilir. -Peki bu uçağı nasıl seçtiniz, internet üzerinden mi yoksa tavsiye olarak mı söylendi? -Ben internetten uzun uzun araştırma yaptım. Bu firmayı seçme gerekçem öncelikle uçağın tamamen metal olmasıydı. Uçağın tamamı alüminyum. Öyle bezdi, kaplamaydı, yağmurdu, güneşti derdi olmasın istedim. Sağlam bir uçak olsun istemiştim. Tamamen metal gövde bana bunu da sağlar gibi geldi. Yapılışı hakkında hiçbir fikrim yoktu ama mimar ve mühendis kişiliğime güvenerek gelecek projeyi okuyup anlayabilirim diye düşündüm. -Uçuş karakteristik olarak nasıl bir uçak? -Uçağın uçuş güvenliği de son derece yüksek, çok düşük hızlarda tutunabildiği için en kötü durumlarda çok az hasarla zorunlu iniş yapılabilir. -Zaten adının uzantısı “STOL” değil mi? -Büyük bir kanat alanına sahip. 17 metreden kalkıp, 50 metreye inen, büyük kanat alanı yüzünden de yüksek süzülüşe sahip bir uçak. Ben bu özelliklerini de düşününce kafamda bazı hayaller canlandı; bu uçağı yaparım, uçarım, gider kırlara tarlalara inip uçağımın yanında piknik yaparım vs vs…Bunların hepsi ama hepsi booooş hayallerde kaldı. Öyle istediğin gibi uçmak, istediğiniz yere inmek, ne demek bunlar, kendine gel durumunu anlamam pek uzun sürmedi. Benim çiftliğim LTD10 kontrollü sahanın 5 km dışında. şimdi 20 km ye falan artmış çünki LTD10 Hududunu küçültmüşler. KATİYEN, ASLA!.. böyle bir şey olamaz. Uçamazsın, geçemezsin, dönemezsin, inemezsin… Yani bilmiyorum anlatırken bile daraldım. -Kontrol sahasında alana 5 km mesafeden mi bahsediyoruz, yoksa kontrol sahasının dış hattının 5 km dışından mı? -Sınırı çizilmiş hududun 5 km dışı, şimdi 20 Km dışından bahsediyorum… -Uçağa dönelim. Önce bir ithalat kısmı var. Sonuçta standartları olan bir al-ver den bahsediyoruz. Bu kısımda çok büyük bir zorluk var mı? -Valla parasını verdikten sonra Amerika siparişinizi anında devreye sokuyor, işleri düzenliyor, gönderiyor. Onları tercih ettiğiniz için teşekkür etmeyi de ihmal etmiyor. Uçak gümrüğe düştüğü anda sorunlar başlıyor ve bu artık sizin derdiniz oluyor. -Ben gümrüğün çok takılacağı bir konu olmadığını düşünüyordum. Sonuçta birkaç paket; metal, saç, vida, kablo. Bunları alıp bir uçağa dönüştürdüğünüzde ne yaptın nasıl yaptın, olmuş mu gibi konular da sıkıntı başlıyordur değil mi? -…Doğmak benim için çok kolaydı, ne geldiyse sonra geldi başıma... Gümrük önce fiyata takıldı “Bu fiyata UÇAK mı olur, kesin bu işte bir bit yeniği var” arayışı başladı. -İthal ettiğiniz rakam neydi? -45 Bin dolar. Diyorlar ki; “45 bin dolara sıfır uçak mı olur, motoru da için de hem de!.. Acaba vergi mi kaçırıyorum, ne tarz bir sahtekarlık yapıyorum önce onun peşine düştüler. Gümrükçü “3 kuruşluk bir kazanç için bu kadar sıkıntıyla uğraşamam” dedi. Vergi ve sahtekarlık konusunda bir açık bulamayınca “Acaba içinde kaçırılan bir mal mı var?” şüphesiyle bütün kutu, incelenmek için dağıtıldı. Gönderen üretici kutuyu projedeki kullanım sırasına göre bir nizamla yerleştirmiş. Bu detay, kutuyu dağıtanların umurunda olmadığı için tabi projedeki sıra mıra kalmadı. Onda da bir şey bulamayınca öyle gelişigüzel hem de parçalara zarar verecek şekilde paketleyip, girişine izin verdiler. Gecenin saat 4.30 unda, yarısı içerde-yarısı dışarıda bir kamyonete yüklenmiş halde çiftliğime geldi. Heyecandan daha fazla dayanamayıp o saatte parçaları istifleyip düzeltip çalışmaya başladım. -Atölyeniz neresiydi, eskiden inek baktığınız ahırınız mı? -İneklerimin hikayesini biliyorsunuz demek ki:) Yok ineklerden kalan ahırda değil 6x6 metrelik bir atölyem vardı, orada başladım. Atölye yıllar boyunca kullandığım bir yer olduğu için içinde her türlü malzeme vardı. Uçak parçalarını da koyunca, kıpırdayacak yer kalmadı. İşin heyecanına kapılıp uçağı burada mont etmeye başladım. Sonra bir arkadaşım “iyi güzel de, uçağı buradan nasıl çıkarmayı düşünüyorsun?”dedi. Baktım haklı, uçak bitince çıkarmanın mümkünü yok, bu aklıma gelmemişti. Hemen ahırı söktürüp, yine ahırın malzemeleriyle çok güzel bir hangar yaptırdım. Montaj daha çok yol almamışken, sadece birkaç parça söküp oraya taşıyıp, yapıma orada devam ettim. -Hikayeyi biliyorsunuzdur: Yıl 1930 Kadıköy’de bir kerestecini üst katında Vecihi Hürkuş VECİHİ XIV adındaki ikinci uçağını yapar ama uçağın çıkabileceği bir kapı yoktur. Neyse çözüm olarak; dükkan sahibine meyhanede güzel bir sofra organize edilir, bu arada dükkanın duvarı yıkılıp uçak çıkarılır ve duvar tekrar örülür. Bu unutkanlık uçak yapanlar için alışkanlığa dönmüş galiba? -İnternette de var böyle örnekler, Araba yapıp içerde çıkaramayanlar falan, heyecandan o an o detayları görmeyebiliyorsunuz galiba.
-Zenith’in nasıl bir imalat şekli var; vidalar, kaynak, perçin, daha çok ne kullanılıyor? -Birkaç vida var ama asıl ağırlığı perçin oluşturuyor. Boy boy, farklı perçinleri var. Perçinleri değişik cins, projede nereye ait oldukları belirtiliyor. Siz ona göre perçinleye perçinleye uçağı bitiriyorsunuz. Şimdi aklıma geldi: Uçağı görenlerden bazıları, perçinleri görüp garipsedi, “Ya bunlar bu uçağı taşır mı diye dudak büktüler” Havacılığa yabancı değil, içinde olan insanlardan bahsediyorum. Şimdi bu montajı ben yapmamış olsam, zaten testleri yapılmış bu malzemenin montajını bir Amerikalı veya başka bir yabancı yapmış olsa bu soru bu insanların aklının ucundan bile geçmez. Niye bu kaygı ve güvensizlik? Çünkü; Montajı ben yaptım!. Bütün dünyaya ilmi-matematiği öğreten bir millet olarak, bugün birbirimize olan bu güvensizliğimize bir şey diyemiyorum... -Geçmişimize ayıp mı ediyoruz? -Geçmişimize, atalarımıza, büyüklerimize, şehitlerimize aslında en önemlisi birbirimize değer vermeyip, kendimize de ayıp ediyoruz… -Konu yine sıkıntılara girmeden sormak istiyorum; montajını ne kadar sürede bitirdiniz? -Ben üç ayda bitirdim montajı. Üç ayda; gece, gündüz, tatil, ara demeden tek başıma yapımını bitirdim.
-Hiç yardım almadınız mı? -Yanımda yetenekli aklı çalışan bir çocuk vardı. Gerektiğinde “Aslanım şunu ucundan tut, şuraya bastır, şunu kaydır” diye ondan yardım aldım. Ama imalatın tamamını kendi emeğimle tek başıma yaptım. -Peki siz çok yoğun çalıştınız üç ayda bitti diyelim, daha normal ritimde çalışılırsa böyle bir uçak yapımı ne kadar sürer? Çünkü 5-6 yıl önce başladığı uçağı halen bitiremeyenler var diye okuyorum bazen. Bu yapım zorluğundan mı yoksa başka faktörler de var mı? -Öyle arkadaşlar da var, Onlar biraz meraktan da uzatıyor olabilirler. Aynı kokpiti 8-9 kere yap boz yapıyorlar. Yaptıkları yerleri beğenmeyip tekrar tekrar yapıyorlar, Daha iyi çözümler arıyorlar bu merak meselesi. Belki benim kadar vakitleri yoktur, sadece hafta sonu uğraşısıyla yapıyorlardır. Ama ben ağır ağır çalışsaydım da bu uçak herhalde 5-6 ayda yine biterdi. Projeyi doğru okuyabildikten sonra "Kit uçağın" yapımı çok da zor bir şey değil. -Sonrasındaki tescil işlemleri için; projenin yapım aşamasının kontrolü, fotoğraflanması gerekiyor mu? -Gereken şey Avrupa ve Amerika’da şöyle: Siz denetleyecek kurumu haberdar ediyorsunuz, onlarda ara ara gelip kontrol ediyorlar, siz denetliyorlar. Aslında bu arada yeni şeylerde öğreniyorlar. Çünkü başka başka uçaklar, teknikler var işin içinde. Bu süreç iki taraf içinde bir bilgi paylaşımı içeriyor. Ben yazılı olarak projemi, ithalatımı, nerede başlayacağımı, beni kontrol etmeleri için gereken adresi telefonlarımı her şeyi verdim. Herhalde gerek görmediler ki gelip giden olmadı. Uçağı yaptım çıkardım, gelin bakın uçuş testleri öncesi kontrollerini yapın, dedim. Gelip baktılar ve “Mükemmel” olmuş dediler. Hatta uçağı “çokta şirin” buldular. Evrak eksikliklerini söyleyip gittiler. Eksikleri de tamamlayıp uçuşlara başladık. -Uçuşları çiftlikte mi yaptınız. -Uçak çiftlikte hiç uçmadı. Türkkuşu kucak açtı dedim ya; uçağı kamyona koyup birkaç kere buraya getirdik götürdük. Bu aralarda küçük eksiklerini giderip Tescil, lisans için gerekli işlemler, son kontroller, bilen tecrübeli birilerinin kontrolünde yapılsın istedim. Yoksa hepsini çiftlikte de yapardım ama daha hızlı yürümesi için böyle bir yardım aldık. Mesela tescil işaretim TC- ELF ‘in yazılması lazım, SHGM, “Şu norma göre yazacaksınız”, diyor. Doğru bir şekilde aramamış olacağız ki 1 ay boyunca bahsedilen normu bulamadık. Bunun gibi sorunları çözmek için uçağı bize kol kanat geren, kucak açan, işletmemiz olan Türkkuşun’a getirip bu kontrollerin burada yürümesini istedik. -Peki ilk uçuşları siz mi yaptınız, bir test pilotluğu hizmeti mi aldınız? -Aslında lisansı olanın uçurmasında bir engel yok ama ben yinede tecrübeli bir pilot arkadaş getirdim. -Uçuş testleri başarılı geçti mi peki? -Tecrübeli pilot arkadaş uçuş yaparken, ilk kalkışın inişinde uçağın ön tekeri patladı. Uçak burnunu yere vurdu pervane ile ön teker dikmesi kırıldı. 3 gün sonra boyası dahil olarak bütün sorunları giderilmişti ama o kaza oldu bir kere ve Türkkuşu’nun da aklına takıldı sanırım. Çünkü tavırlar ondan sonra yavaş yavaş değişmeye başladı. “Bu bilinmeyen bir uçak, düşecek başımıza bela olacak” gibi laflar dolaşmaya başladı. Yanlış aktarımlar oldu herhalde bilemiyorum. Örneğin bu kazanın olduğu uçuşu benim yaptığımı sanıyorlar ama uçuşu ben yapmadım, tecrübe pilotu yapıyordu, gibi gibi... Aslında net olarak bu tavırların sebebini ben hiç öğrenemedim. Öyle kulaktan dolma bilgiler, yanlış duyulanın yanlış aktarılması gibi sebeplerle karışık işlere döndü. -Peki böyle bir kitin uçuşa elverişlilik alabilmesi için uçması gereken bir test saati var mı? -!..Tabi böyle standartlar var, arkadaşlar bunları düzenliyor, kontrol ediyor, yapılması gereken ne varsa yapıyorlar belki biraz yavaş yapıyorlar işte o da önemli sayılmayacak bir sıkıntı. -Sorun yok yani? -Yok, asla! -Uçağın kullandığı motor nedir? -Rotax 912s motor kullanıyor. Standardı 80 HP ve 100 HP,ben ne olur ne olmaz diye 100 HP motor koydum. Hani pikniğe falan gidersem, zemin kötü olur kısa Pikniğe giderkenkalkış iniş için motorun ekstra takatine ihtiyaç duyarım diye eş dost arkadaş da alırız belki diye düşünmüş de olabilirim. Ayrıca motor güçlendikçe ekonomikleşir gibi detaylarda var tabi… -Uçağı yaparken "Eş dost uçurayım, uçakla pikniğe gideyim, Ankara’nın bir köyünde kendi yaptığı bir uçakla uçan biri olayım" düşünceleriniz ciddi miydi? -Valla Atatürk değilim ama Atatürkçüyüm. Onun önerdiği şeyi düşünmek de çok normal geldi. Yaparım, tanıtırım havacılığı insanlara sevdirmek için çabalarım gibi hayallerim elbette vardı. Hatta çiftliği aldığım dönemde bile böyle ince uzun bir yapısı vardı, ona bakıp “Buraya ne güzel uçak iner” diye düşünüyordum. Kendi elinle yaptığın uçağınla buraya inip kalkmayı, buradan uçmayı, bu güzelliği düşünebiliyor musun? Ama gel gör ki daha nasip olmadı. -Ben yaptım diye demiyorum, bu uçak gerçekten çok güzel bir uçak. 40 mille tutunabiliyor. Bu çok güzel bir özellik. Bir uçuşta pist meşguldü kule “Biraz bekleyin”, dedi. 2 kişi, 75 litre full yakıt, bir sürü evrak ve çanta vs. yükle, 45-50 milde bir kanat aşağıda orbitler çiziyorduk örneğin... Uçağın kullanımı gayet kolay, yapısı basit, metal ve basit tasarımlı olduğu için kullanım masrafları düşük, dediğim gibi; harika bir uçak. Ama işte…
-Uçağın geri kalan maliyetleri nedir? Örneğin MTV si, sigortası, harcı, pulu, Türkkuşun’a ödediğiniz bir hangar kirası vs. yıllık maliyeti nedir? -Bir MTV si var. Bir sigorta bedeli var. Yani kafadan 14 bin lira yıllık maliyeti var. Tescil, lisans vs için ödenen pullar var. SHGM harçları var. İşte o tarifelerden denk gelen neyse ödüyoruz. Ama harcanan paralar sadece bunlarla sınırlı değil. Uçağın testlerinin yapılacağı dönemde işletmesine kayıtlı olduğum Türkkuşu’nda kanadı monte etmem gerekiyordu. 100 metre mesafedeki kamyondan kanadı alıp getirmek için yardım istedim 5 kişi yardıma geldi. Bu kadar yardımsever harekete gerek yoktu çünkü kanadın bir parçasını 1 kişi taşıyabiliyor. Neyse sonra 5 kişiyle 5 saatlik bir hizmet faturası geldi önüme, yaptığım şeye pişman oldum. Faturaya mırın kırın edince, motoru da bakıma alıp komple söktüler. Gerekçe "İlk kazada pervane kırıldığı için motorun da zarar görmesi ihtimalindenmiş". Üretici diyor ki, “Kompozit pervane kırılma durumunda şoku motora iletmez ama siz yinede her türlü ihtimale karşı ‘el-göz kontrolü’ yapın”. Öyle bir kontrol yaptık hiçbir sorun gözükmüyordu, ama BENİM GÜVENLİĞİM için yepyeni motorum söküldü, tekrar toplandı. Bu bakım için kesilen faturayı geçtim, yepyeni motorum şimdi ısınıyor… -Toplamda bugüne kadar masrafınız, uçağa (tabiri çaizse) gömdünüz para ne kadar? -Şu ana kadar 80 bin dolar civarında para harcamışlığım var, yani "Bir uçak parası daha" denebilir. Ama uçağı uçuramıyorum, hangarda yatıp çürüyor. Harcanan para umurumda değil çünkü asıl kötüsü zerre kadar şevkim kalmadı. Moralim bitti, memleketime duyduğum aşkı zedelediler. Üretici diyor ki; “Benim uçağımı yapan adam, bakımını da yapabilir” Mantıklı değil mi? Uçağı yapan benim, zaten her parçasını ben yapmışım. Hatta ben uçağı yaparken bir hata buldum, fabrikayı da aradım söyledim. Kuyruk dümenine giden teller orta noktada birbirine sürtüp basınç yaptıkları için hem çabuk yıpranıp hem de levyenin bir yöne rahatça gitmesine engel oluyorlardı. Fabrikaya söyledim, tel yollarını ayırdım, son derece iyi çalışan bir çözüm ürettim. İnsanlar teşekkür ettiler. -Bu Türkiye de duyulursa deneysel havacılığa yaptığınız bu katkıdan dolayı bir teşekkür gelir mi? -Tabi tabi, eminim gelir. Ama daha önce “Sen nasıl böyle bir şeye cüret edersin” azarı gelir. -Hangar içinde kira ödüyor musunuz? -Uçağı alınca isterler mi bilmiyorum, sonuçta hangarımda var, pistimde. Buradaki hangarda kalmasına ihtiyacım yok. Bana verdikleri uçuş izni ben uçağın başına gitmeden iptal edildiği için uçak uçamaz hale geldi. Eğer şimdi hangar parası isteyeceklerse, bıraksaydılar da zamanında uçağımı götürseydim kendi hangarıma. Versinler uçuş iznimi, çekip gidip kendi hangarımda uçağımı çürüteyim bari. Yani sonuçta anlamıyorum; uçabilen bir uçağın kime ne zararı var? Bin tane iş görebilir. İşletmende duruyor, yarın bir yangın olur, bir kaza olur, gözlem ihtiyacı olur, acil bir işin düşer bir uçak ararsın, işte uçak. Al yanına bir adam bin git işini gör… -Türkkuşu kuruluş amacını hatırlı yor mudur? -Valla bunu onlara soracaksınız, ben cevap veremem. Ama oraları yöneten insanların hepsinden daha yaşlıyım ve o amacı ben gayet net hatırlıyorum. -Uçağı özel bir işletmeye kaydettirmeyi düşündünüz mü? -En ucuzu yıllık 2500-3000 dolar istiyor. Kendim işletme kurayım diyorum bu defa SHGM masraf çıkarıyor. -Havacılıkla ilgili hikayeler hep ibretlik olmak zorunda mı? Muhtemelen bu hikayenin karşı tarafındaki hangi kişiye gidip sorsam “Bu böyle böyle olmalıdır, doğrusu budur” diye gayet emin kendini haklı çıkaracaktır. Ama şöyle geriye yaslanıp baktığımızda tam olarak 101 yıldır havacılıkla tanışığız ama üretmiş olduğumuz, ürettiysek bile devamını getirebildiğimiz tekbir uçağımız bile yok. Kurallar tamam iyidir hoştur ama bu acı tablonun sebebi nedir? Sistemi yönetenlerin verdiği kararlarda bir mantık arayacak olsanız, kararlar hep güvenlikle, hep (aslında) sizin hayatınızı düşünmekle ilgiliymiş gibi gelir. Bizler bir diğerimizin bu işi yapabileceğine hiç mi güvenemiyoruz yoksa fazla paranoyak mıyız? İşi bu kadar yokuşa sürmenin bize kazandırdığı şey ne olabilir? -Dünya tarihine bakın özellikle 2'nci Dünya Savaşı'na katılan bütün ülkeler teknolojisi ileri, dünyanın gelişmiş ülkeleri olmuşlardır. Hiç bir istisna gösteremezsiniz. Niye biliyor musunuz? "Zor şartlarda, zor işler yapmak" işin sadece bir yönü, asıl önemlisi savaşta olan ülkeler, yakılıp yıkıldığı için; belgelerinini, arşivlerini, yazılı sistemlerini kaybetmişlerdir. Savaş bitince önce sistemlerini tekrar kurmaları gerekmiştir. Oturup, o günün şartlarıyla, o günün ihtiyaçlarına göre sistemlerini yeniden oluşturmuşlardır. Bizim gibi savaşa bulaşmamış ülkelerin buna ihtiyacı yoktu çünkü birşeyler yakılıp yıkılmamıştı. Uygulanan neyse ona devam edildi. Şimdi sistemin buna izin veriyor diye: Çözüm bulma, risk alma, işinin gereği olan şartları yerine getirme; sonra da iyi şeyler yapmış gibi davran! Olmaz tabi... Japonlar otomobil sanayine ilk girdikleri yıllarda, Amerikalıların 4de 1’i fiyatına parça satıyorlardı ama toplamda bu "4 Japon parçası" 1 Amerikan parçasından biraz daha uzun dayanıyordu sadece. Böyle böyle, öğrene öğrene bugünkü Japonlar oldular. Şu anda Japon arabası diyince orada duracaksın. Ben 5 yıldır bir Japon arabası kullanıyorum, halen yağı ve yakıtı haricinde bir şeyine dokunmadım. Biz ne yapıyoruz? Araba yapıyoruz, benzini bitti ,yolda kaldı diye projeyi çöpe atıyoruz. Be adam! koy tekrar benzini, bin git. Mantığın bu kadarına da mı çalışmıyor! Emek harcanmış, göz nuru dökülmüş yapılmış, yok etmek için bu istek niye. Yani yıkmak için, açık bulmak için çaba göstermekte üstümüze yok. -Konu yine sıkıntılara döndü. Tekrar havacılığa dönmek istersek; Bu yazıyı okuduktan sonra, halen bu uçağı yapmayı düşünen birileri varsa “Aman sakın” diye uyarır mısınız? -Yok tam tersi; düşünen, isteyen, gözü kesen muhakkak yapsın, derim. Kavgadan kaçılmaz. Bu kavgayı vermek zorundayız. Ben CH701 yerine CH801’i daha çok önerebilirim. O dört kişilik bir uçak. Bir yere kaydolup ticari olarak da kullanılabilir. Sonuçta ikisinin de vergisi, sigortası aynı nede olsa. O yüzden yeni yapacak biri onu yapsın daha mantıklı. Zaten ne geliyorsa başımıza biraz da bu "ticari" anlayışından geliyor. Vay siz uçak uçuyorsunuz, demek ki çok para kazanıyorsunuz, Anlayış bu!.. Milletin araba, at, kat , yat keyfi olabilir, müsaade edin bizimde araba fiyatına bir uçak keyfimiz olsun. Bırakın biz de onla eğlenelim bari. Bu maliyetler, bu olmazsa olmazlar nedir ben anlamıyorum… -Peki bu anlayış değişir mi, denetimde ki bu kontrol nasıl yapıcı bir hale gelir. -Geceli gündüzlü 3 ayınızı verip yaptığınız yine 2-3 aydır göremediğiniz uçağınızı özlediniz mi, yoksa bu sıkıntıları hatırlattığı için görmek istemiyor musunuz? -Hiç görmek istemiyorum, canım sıkılıyor çünkü. Bıraktım işte, ne halleri varsa görsünler. Orada öyle çürüyor uçak. -“1924 Vecihi, Hürkuş anıları”, “2010 Mehmet Arıkan anıları” aralarında önemli bir fark olmadığını görmek gerçekten üzücü… Bir gün o uçağın içinde veya en azından yanında bu söyleşiyi tekrar etmek ümidindeyim. Emeğiniz ve sabrınızdan dolayı en azından ben (havacılığı seven biri olarak) size teşekkür ederim.
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 2044 Yorumlar (2)
![]()
DENEYSEL UÇAK YAPIMI
4-8-2011
prosedurler
cok degerli insanlarsiniz ama ne aci verici ki sizin onunuze boyle engeller konuluyor aslinda bu engeller sizin onunuze degil ulkenin gelecegi uzerine konuluyor insanlar uyutuluyor bence bunda diplomatik ticari cikarlar var insanlarin bencilligi ulkesini ve insanlarini sevmeyen kisiler yuzunden boyle oluyor ne diyim isallah bu problemler bu engeller biran once giderilir ve ucaklarinizi yeniden ucurursunuz saygilarimla ozkan kaymaz KOLOMBIYA |
| Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Şubat 2011 10:51 ) |





