|

-Üniversite kulüplerinde şekillenmiş bir yamaç paraşütü geçmişin var. Ayrıca yamaç paraşütü eğitmenisin ve yarışma pilotusun ve bir şekilde de ticaret olarak YP dünyasının içindesin. Öncelikle Yiğit Yıldırım’ın uçuş macerası nasıl başladı? -Birçok kişi “Rüyalarımda bile uçtuğumu görürdüm” der, benim hiç öyle bir tarafım olmadı. Benim asıl tutkum denizdi. Makine Mühendisliği okumak için İzmir’den Ankara’ya (ODTÜ) gelince ve tabi burada da deniz olmayınca bir arayışa düştüm. “Ne yapsak, ne yapsak” diye düşünürken Aycan Sarı adında Fethiye’li bir arkadaşım, Ölüdeniz’den bildiği yamaç paraşütünden bahsetti. Böylece 1997 yılında yamaç paraşütüyle tanışıp, uçmaya başlamış oldum. Sonrasında bahsettiğim arkadaşla da iyi bir eküri olup üniversite döneminde yoğun bir şekilde uçmaya başladık. -Havacılığın başka alanlarıyla pek fazla ilgin yok yani? -İtiraf edeyim olayım çok fazla “Havacılık” yönünde değil. Ben doğayı, dağı-tepeyi seviyorum. Farklı yerlere gitmek görmek vs. Yamaç paraşütü de doğası gereği buna çok uyuyor. Evet zamanında az biraz modelcilik yaptım, ama model uçak yanında model gemi de yaptım. Yani havacılık merkezli bir şey sayılmazdı. Yakın zamanda mesleğimle ilgili bir iş olarak, insansız hava araçları ile ilgili bir projede 2 yıl çalıştım. Sonuç olarak, yamaç paraşütü haricinde hobi olarak havacılıkla çok ilgiliyim, diyemem. Ama mesela havacılık tarihine “tutku” şeklinde olamayan bir merakım vardır ve bilirim. -Pilotluğunu şekillendiren üniversite yılları ve oradaki yamaç paraşütü ortamı o zaman? -Evet, o ortamın adı da “ODTÜ Havacılık Topluluğu”. Benim bu topluluğa hangi aşamada dahil olduğumu anlatmadan önce bu topluluğun mazisinden biraz bahsetmem gerekir: ODTÜ Havacılık Topluluğu 1990 senesinde bugün Ölüdeniz’de ticari bir firma olarak faaliyet gösteren Sky Sport’un sahibi Murat Tüzer tarafından kurulmuş bir topluluktur. Murat Tüzer serbest paraşütten gelen birisi. O ve arkadaşları başlangıcına yakın bu yıllarda ilgi duydukları yamaç paraşütünü üniversitede bir aktivite olarak şekillendireceklerine karar veriyorlar. Bunun üzerine 1990 yılında İngiltere’ye gidip sertifika alıp okulda eğitim vermeye başlıyorlar. Bu yıllar, oluşumun düşe kalka ilerlediği yıllar aynı zamanda. Benim okula başlamam ve bu ortamla tanışmam 1997 senesine denk geliyor. 1997 senesinde bize eğitim verenler: Muharrem Kılıç, Cem Volkan Bozay ve Mustafa Demirel’di. Bu ekip aldıkları eğitimin yanında bulabildikleri kaynaklardan ve internetten konuyu takip ederek, eğitimde uluslar arası standartları oluşturmaya çalışan bir ekipti. Bugün eğitim için kullanılan “Öğrenci Pilot, Kulüp Pilotu, Pilot, SIV” gibi standartlar, ilk kez bu ekibin zamanında başladı. Yani ODTÜ de standart bir eğitimle yamaç paraşütüne başlayan, şanslı ilk grubun içindeydim. -Yamaç paraşütü dünyada 25 yıllık yeni sayılabilecek bir havacılık branşı. Türkiye’de daha da yeni sayılır ki Hava Sporları Federasyon’umuz bile yeni yeni oluşuyor. Ama yamaç paraşütüne başlamak için bahsettiğin yıllardan beri süregelen bir eğitim zinciri, pilot yetişen ortamlar var. Bu süreçte üniversite ortamlarının yamaç paraşütünün gelişiminde etkisi ne oldu veya oluyor? -Bence Türkiye’de yamaç paraşütünün yarısından fazlasını hatta %60’ını taşıyan bugün için üniversite kulüpleridir. Bu sonuç yarışmalardaki katılımlara, XC derecelerine bakınca rahatlıkla görülebilir. Tabi yamaç paraşütünün gelişim hızıyla, üniversite kulüplerinin yeterlilikleri aynı paralelde gitmiyor. Bu kulüpler; güçleri belli bir alanda, belli sayıda insana yetebilecek kulüpler. Yamaç paraşütü yaygınlaştıkça, üniversite kulüplerinin bu %60’lık oranı ve yamaç paraşütü üzerindeki etkileri eski yıllara göre azalacaktır, diye düşünüyorum. Ama ilk yıllar ve hatta şimdiki yamaç paraşütü camiası üzerinde, üniversite kulüplerinin çok emeği-etkisi olduğunu kabul etmemiz lazım. -Belli alan, belli sayıda insan” demek üniversite kulüplerinin sadece üniversite öğrencilerine açık olması mı demek? Dışarıdan gelen istek ve taleplere bu kulüpler cevap veriyor mu? -Bu konu, kulüplerin kendi özelinde değerlendirilebilecek bir konu. Ben sadece bildiğim bir yer olan ODTÜ den örnek verebilirim; evet biraz öyle. Kulübün malzeme, eğitimci, kaldırabileceği talep sayısı belli. Öyleki ODTÜ’nün kendi öğrencilerinden gelen talep bile, çoğu zaman Kulübün karşılayabileceği sınırın üzerinde oluyor. Doğal olarak dışarıdan bir katılıma “karşı” bir anlayış olmasa bile bunu yapabilecek imkan yok. Diğer üniversite kulüplerinin de çok farkı olduğunu zannetmiyorum. Sanırım, Gazi, Hacettepe, Bilkent Kulüpleri de bu sebepler yüzünden sadece kendi öğrencilerine hizmet verebilir durumdalar -Ankara’da yamaç paraşütü eğitimi veren kaç üniversite kulübü var? -ODTÜ, Hacettepe, Gazi ve Bilkent olarak dört üniversitenin kulübü-topluluğu var. Bunlar kendi malzemesine ve eğitmenlerine sahip kulüpler ve kendi imkânlarıyla ayakta durabiliyorlar. Bunların dışında Ankara ve Başkent Üniversiteleri’nde de zaman zaman gruplar kuruluyor ama oturmuş bir yapıdan söz edemeyiz. Yani etkin olarak sadece bu dört üniversiteyi sayabiliriz. -Bu topluluk ve veya kulüpler arasındaki ilişki şekli rekabet üzerine mi yoksa paylaşım veya destek üzerine mi kurulu? -Bu sorunun cevabı daha çok bu yapıları idare eden etkin isimlerin tutumlarına bağlı. Bizim zamanımızda Fethiye’ye eğitim planlarken, otobüsü dolduramadığımızda birbirimizi arardık “Hadi birlikte gidelim” diye. Biz birbirimizi rakip olarak görmüyorduk ve ilişkilerimiz iyiydi. Şimdi ne şekilde yürüyor dürüst olmak gerekirse bilmiyorum. Ama rekabetten kastımız “kesişme” ise eğer, böyle bir şeyin olduğunu da inanmıyorum, sanmıyorum. Muhabbet yine iyidir eminim. 
-Üniversite kulüplerin kaynakları nelerdir peki, ticari bir yapı olmadan pahalı sayılabilecek bu aktivite nasıl yürütülüyor? -Yine kulüplerin özelinde bir konu olduğunu söyleyebilirim. Farklı yöntemler ve farklı çözümler var: ODTÜ olarak biz topluluğa bir giriş ücreti alıyorduk örneğin. Her yıl “Senelik kayıt” adı altında bir kez toplanan bir paraydı bu. Şu anda bu sistem devam ediyor mu bilemiyorum. Onun dışında ana malzemeler, okul idaresi (medikososyal, spor işleri müdürlüğü ) tarafından her yıl 2-3 takım olmak üzere alınır. Bu malzemelerin yanında elektronik (vario-telsiz vb) veya acil bir durum için alım yapılacaksa eğer; imza, yazı, onay beklemeden, kulübün topladığı paraları kullanarak bu alımlar yapılabiliyordu. -Bu ortamda yamaç paraşütünü öğrendin, ilerlettin. Eğitmenlik sürecin de bu ortam için de mi gelişti? -“Beni kim eğitmen ilan etti ki ben eğitim veriyorum?” Burada akla bu soru gelebilir. Eğitmenliğimin nasıl başladığıyla beraber cevabım bunu da açıklıyor olsun: ODTÜ de teknik bir kurul vardı. Bu kurul sınavlar yapar, yardımcı eğitmenleri belirlerdi. Sistem ne kadar doğrudur- yanlıştır bilemiyorum ama orada bana bir süre sonra“Eğitmen” dendi. O vasfı üstlendikten sonra 2-3 sezon toplulukta bulunup o dönemde birçok kişinin eğitimini verdim. -Eğitmenliğe başlaman, yamaç paraşütüne başlamandan ne kadar sonraya denk geliyor? -Eğitime başladıktan üç yıl sonra “yardımcı” eğitmen oldum, ondan bir yıl sonra da eğitmen oldum. Şu anda dönüp bu sürece dışarıdan bakmaya çalışırsam “Olmam gerekenden daha erken olmadığımı” söyleyebilirim. -Şimdilerde özel bir okul yapısıyla yamaç paraşütü eğitimi veriyorsun. Bunun temeli ne zaman atıldı? -Tarih olarak çok net hatırlayamıyorum ama dört sene önceydi galiba. Gazi Üniversitesi’ Havacılık Kulübü’nü kurduk. Daha sonra eğitmenler yetişti ve kulüp kendi ayakları üzerinde durabilir hale geldi. Sonrasında uçan kişilerin yakınlarından, eş, dost, arkadaşlardan “Ne güzel uçuyorsunuz, bizi de uçurun” talepleri gelmeye başladı. Buna cevap vermek isteseniz bile bu çok kolay yapılabilir bir şey değil. En azından malzemenizin olması gerekiyor. Sadece bu iş için de malzeme alamazsınız, pahalı bir yatırım sonuçta. Bu istekler artınca bir karar verme noktasına geldik “Ya bu işi yapacağız ya da hiç bulaşmayacağız” dedik. Havacılık için para gerekli, ticari bir düşünce gütmeden böyle bir yükün altına girmek zor. Biz de Uçuş Kulübü’nü kurmaya karar verdik. Kurucu olarak üç kişiydik. Serdar diye bir arkadaşımız vardı o sonra ayrıldı bizden onun yerine Melisa (Ablam) katıldı. Şimdi Yılmaz Açıkgöz, Melisa Yıldırım ve benden oluşan özel bir okul-şirketiz. -Talep nasıl ve bu süreçte kaç kişiye yamaç paraşütü eğitim vermiş oldunuz? -Talepten bahsedersek; soran çok kişi var ama iş ciddiye binince kaç kişi geriye kalıyor, onu söylemek zor. Her hafta sonunu bu işe ayıracaklarını, sırtta kocaman bir çantayla dağ tepe tırmanacaklarını görünce daha başlarda bırakan çok kişi oluyor. O yüzden bu soruya net bir cevap veremem. -Özel yamaç paraşütü okulu olarak kaç okul var Ankara’da? -İrtifa’yı sayabilirim. Başkent Havacılık var ama onlar THK’ın bir şubesi gibi faaliyet gösteriyorlar. Yıllar önce Fevzi Ak vardı eğitim veren, şu anda devam ediyor mu bilmiyorum. Yani sistematik olarak yapan çok fazla yer yok. -İlgi ve fiziksel yapı olarak Ankara’nın “Yamaç paraşütü potansiyeli” nasıl? -Fiziksel olarak Ankara, yamaç paraşütü için çok uygun değil. Türkiye’de Amasya, Manisa, Erzincan gibi yamaç paraşütü yapmaya uygun muhteşem yerler var... Bunlar arkalarında kocaman dağlar olan kocaman şehirler. Ankara yapı olarak öyle bir yer değil. Ayrıca bir sürü hava sahası ve kontrollü alanlar var. Ama insan sayısı çok fazla, rakamsal olarak çok büyük bir şehir ve doğal olarak potansiyelinin olması gerekir. Bu olası potansiyele rağmen, yamaç paraşütünün Ankara insanının arasında yeterince yaygın olduğunu düşünmüyorum. Ankara insanı da biraz “Dağa, taşa, doğaya çok meraklı değil mi-ne?” Sebep bu da olabilir, bilemiyorum. -Ankara’da çalışıp Ankara’da yaşıyorsun ama çok sevmiyorsun anladığım kadarıyla? -Doğru çok sevemedim ama bir türlü kurtulamıyorum da buradan:) -Hem üniversite döneminden gelen bir eğitmenlik tecrüben var, hem özel bir okul işletiyorsun çok sözünü etmek istemiyorsun ama Federasyon bünyesindeki çalışmalarda eğitim başlığında bir görev aldın. Tüm bunların devamında sormak istiyorum: Yamaç paraşütü eğitimi konusunda sistem ve standartlar bugün için nedir? -Şu an için bir sistem yok ama oluşuyor, umarım yakında olacak. Federasyon’daki çalışmalar bünyesinde bir “Eğitim Kurulu” oluşturuldu bizden de destek istendi 6–7 arkadaş bizde destek verip eğitimle ilgili içeriklerin hazırlanmasına katkıda bulunduk. -Bu çalışmaların sonuçları şu anda uygulanmıyor ama değil mi? -Hazırlıklar ve çalışmalar yapıldı ama sonuçta bu çalışmaların; Bakanlık, hukuk müsteşarlığı onayları ve diğer konularla alakalandırılması gibi, benim çok da bilmediğim başka süreçlerden geçmesi gerekiyor. Bu süreçlerin içinde değilim ve dediğim gibi çok da anlamıyorum bu yüzden uygulamaya ne zaman geçilir bir fikrim yok. 
-Çalışmalar, yamaç paraşütü için nasıl bir eğitim-eğitimci yapısını öngörüyor-görecek? Veya aslında ideal olan nedir, senin bu konudaki fikrini öğrenebilir miyim? -Eğitmen nitelikleri olarak normalde olması gerekenler şöyle: 1-Yamaç paraşütü eğitimi verecek kişinin önce bir ilkyardım eğitimi-bilgisinin olması gerekli. Bu eğitimin de öyle kitaptan veya internetten öğrenilmiş ezber bilgiler değil, uygun bir yerden alınmış standart ve iyi bir ilkyardım eğitimi olması gerekiyor. 2-Yine bu eğitmenin bir formasyon eğitiminin olması yani; akademik bilgiyi karşı tarafa aktarabilecek, öğrenci psikolojisini analiz edebilecek özelliklerinin olması lazım 3-Ve eğitmenin bunların üzerine “Uçuş bilgi ve tecrübesini” koyabilmesi gerekiyor. Aslında öğrenci dediğimiz kişi illaki bir eğitmene ihtiyaç duymaz, kendi kendine uçabilir. Böyle düşe kalka yöntemle yamaç paraşütünü öğrenilebilir. Düşünüldüğünün aksine bu süreçte öğrenciye illaki kötü bir şey de olmayabilir. Bu durumda “Tepedeki eğitmenin fonksiyonu nedir?” sorgulayabiliriz. Eğitmen aslında şunu yapar: Tecrübesiyle şartları (hava durumu, fiziki şartlar, malzeme, öğrenci) analiz eder ve bu analizden çıkardığı “doğru” bilgiyi, “doğru bir şekilde” öğrenciye aktarır. Bu süreç aslında tecrübelerden yararlanılan, pratiğe yönelik bir süreçtir. Bu yüzden teorik süreçte önemlidir belki ama eğitimde asıl kritik olan; eğitmenin “Doğru analizler yaparak edindiği bilgiyi, doğru bir şekilde anlatabildiği” tecrübesidir. -Federasyon’un hazırladığı içerikler henüz yürürlükte değil. Süregelen eğitim organizasyonları, uçan insanlar ve faaliyetler var. Bu yapı şu an için neye göre işliyor, nasıl denetleniyor? -Normalde; hukuksal olarak havacılıkla ilgili bütün yetki SHGM’dedir. Ama özellikle yamaç paraşütü gibi sportif havacılık konularında bu yetkinin altını doldurmadıkları ve doldurulsun diye de bu yetkiyi bir yere devretmedikleri için, şu anda “Kontrolsüz bir ortamdan” bahsedebiliriz. Eğitim veren kurumların, uçuş okullarının da bu durumda uyguladıkları kendi standartları var sistemi onlarla yürütmeye çalışıyorlar. Ama ne kadar yanlış-doğru, veya bütünlük içince, bu tartışılabilir. -Bu standartlar nedir? Mesela Uçuş Kulübü nasıl bir eğitim sistemi-standardına göre eğitim programı uyguluyor. -Aslında bahsettiğimiz örnek alınan sistemler-standartlar çok uygulanabiliyor diyemeyiz. Mesela biz Uçuş Kulübü olarak İngiliz standardını uyguluyoruz. Nedir bu standart: “Başlangıç Pilotu, Kulüp Pilotu ve Pilot” gibi ayrımlarla pilotun seviyesini tanımlıyor, eğitimleri buna göre yürütüyoruz. -Değişik okul kulüp veya kurumların kullandığı bunun gibi kaç eğitim şablonu var? -ODTÜ den gelen ve Bizim de kullandığımız İngiliz standardını sayabiliriz. Sonra İkarus’un kullandığı; Grey, Blue Dark Blue gibi renklerle pilot seviyelerini düzenleyen Amerikan standardı var. Kendi başına uçabilenlere “Pilot” geri kalanın tamamına “Öğrenci” diyen, daha sadeleştirilmiş bir Alman standardı var… Benim bildiğim bunlar. Farklı olarak Fransa bu konuda çok özgürlükçüdür. Fransa’da istediğin gibi uçabilirsin. Uçan kişiye; eğitim veya sertifika, bir yere bağlı olup, bir yerden eğitim alıp-almadığın sorulmaz. Ama! Kaza yaparsan sigortalardan yararlanamazsın. Eğer sigortalı bir uçucu olmak istersen, bir okula gidip kayıt olman gerekir. Yani iyi tarafları gösterilip, sistemin içine girip girmemek pilota bırakılmıştır. -Bu standartların kaçı bizde uygulanabiliyor. -Dediğim gibi bu standartların bizde gerektiği gibi uygulanabildiğini söylemek zor. İkarus’un kullandığı renklerle kodlanmış Amerikan sistemi aynı zamanda Parapro ile paralel yürüyen bir sistem, dolayısıyla Amerikan sistemi ve ODTÜ’de kullanılan, ODTÜ den gelen bizlerin kullandığı İngiliz sistemi şu an için benzer yaygınlıkta kullanılıyor diyebilirim. Ama belli bir noktaya kadar mesela “Başlangıç ve Kulüp Pilotluğu” seviyelerine kadar standart uygulanabilse bile sonrasında “Pilot” olmak için gereken yüksek saatleri doldurmak Türkiye şartlarında biraz zor olduğundan, hemen hepsi biraz sekteye uğruyor diyebilirim. -O zaman bizim sistem biraz “Fransız” gibi mi sanki:) Doğrusu yanlışı tartışılabilir ama isteyen istediği gibi uçabiliyor. Çok da bir sıkıntı olmuyor sanırım? -Biraz öyle, bence bir mahsuru da yok. Ben biraz anarşist ruhluyum sanırım. Bisiklete binmek için sertifika alman gerekiyor mu? Hayır! Bu da biraz öyle olmalı bence.
-Bisiklet örneği üzerine bir soru hazırlamıştım: Eksikliği dile getirilen, ihtiyaç duyulan kurallar ve standartlara doğru hızla gidiyoruz. Federasyon kurulunca veya SHGM kendi sorumluluğu altındaki boşlukları doldurunca ortaya bir sürü kurallar çıkacak gibi. Mesela bisikletle bir yarışa katılmak için uyulması gereken standartlar var ve olmalıda ama yarış için antrenman yapmak veya öylesine bisiklete binmek için bir kural yok. Bununla ne kadar örneklenebilir bilmiyorum ama Yamaç paraşütü için durum biraz farklı mı olacak? Her uçuş izinli mi olacak dersin? -Dağlar bizim. Ben paraşütümü sırtıma alıp bir tepeye gittiğimde kim beni kontrol edebilir? Hiç kimse! Federasyon’un; tepeleri, dağları kontrol etmek istediğini sanmıyorum ve edemezde. Böyle bir şeye kalkarsa da bence hata olur ve yanılır. Beklide en önemli nokta; Türkiye’de bu işlerle uğraşanlara artık güvenilip “sorumluluk vermenin” öğrenilmesi lazım. Federasyon veya kontrol edecek X kurumun yapması gereken, “tepeyi kontrol etmek” değil bir eğitim organizasyonu tanımlamaktır. İster spor kulübü diyin isterse de okul; bu organizasyonun yapısını belirlemek, işletecek kişilerin niteliklerini tanımlamak ve yıllık birkaç kontrolle bunları denetlemek haricinde federasyonun başka bir yaptırımı olmamalı. Belirlenen standartlara göre çalışan böyle bir uçuş okulu da, bu standartlar ve kendi kapasitesi doğrultusun eğitim vermeye çalışacaktır. Bu çerçevenin dışında bir şeyler yapılmaya çalışılırsa olmaz, tutmaz. Diyelim ki ben alkollü araba kullanıyorum, bunu kim kontrol edebilir? Kaza yapıncaya kadar hiç kimse. Yani olası ihtimallere göre kurallar uygulanamaz. Bu işin doğrusu fayda sunabilmektir. İnsanlara “Eğer bu işin eğitimini alırsan birincisi çok daha güvenli şartlarda bunu yapabilirsin, ikincisi bu süreçte düşe kalka gitmediğin için çok daha hızlı tek başına veya XC uçabilirsin, böylece sağlıklı yoldan gidip bu işin tadına varabilirsin” demelisiniz. Bunun dışında birileri yine kendi bildikleri şeyleri yapacaktır, buna engel olamazsınız. Sorumluluk ve kurallarla ilgili bence şu bakış açısı önemli: Araba kullanırken ehliyetiniz olmalıdır, ehliyetsiz ve bu eğitimini almamış biri trafiğe çıkmamalıdır. Niye? Çünkü trafikte sadece sen yoksun, başka araçlar, kaldırımdaki yayalar da vardır. Ama yamaç paraşütünde çoğunlukla tek başınasındır. Yani bir risk varsa bu çoğunlukla pilotun kendisi için göze aldığı bir risktir. Ama konu eğitim vermek veya tandem-yolcu uçurmak olunca işler değişir; diğer insan ve insanların da riskini üstlenmiş olursun. İşte bu sorumluluk alma, ve zorunlu olarak denetime dahil olma noktasıdır. Bunun haricinde bana göre tek başına uçuyorsan istediğin riski alabilirsin. Ama riski fark etmemek, niye aldığını bilmemek belki yanlış olabilir. “Şu şartlarda uçarsam eğer Türkiye rekoru kırabilirim veya bugün burada uçmazsam hayal ettiğim şu fotoğrafı çekemeyeceğim” gibi bilinçli riskler yamaç paraşütünde isteyenin alabileceği risklerdir. Bence yamaç paraşütü sporu biraz özgürlükçü olmalı. İnsanların isterlerse “kendi” kolunu bacağını kırma hakları var. Dünyanın her yerinde bu işi bu şekilde düşe kalka bu işi yapanlar bulunur, bu “yanlış yapıyorlar” anlamına gelmez, sadece bu sporun doğası böyle… 
-Yamaç paraşütü bir spor mu? -Ağız alışkanlığıyla “spor spor” diyip duruyorum. Aslında bana göre bir spor değil, en azından ben kendimi bir sporcu olarak görmüyorum -Kuralar ve standartlar otursa bile kurumların senin bu özgürlükçü bakış açınla bu işe bakacaklarını pek düşünmüyorum açıkçası. Kurumlarla ilişkilerin nasıl, örneğin SHGM çok işin düşüyor mu, izinler-çözümler kolay oluyor mu? -Toplu organizasyonlarda yarışmalarda bölge için notam almamız gerekiyor. O zaman muhatabımız SHGM oluyor. Onun haricinde çok işim olmuyor. -SHGM Yamaç paraşütüne bakış açısı ile ilgili bir tespitin var mı? -Yamaç paraşütüyle ilgili gördüğüm kadarıyla SHGM’de olayı sorgulamış havacılıkla ilgili bir kesim yok. Daha çok bürokratik bir yapı var ve yapılmışın dışına çıkılamıyor. Alışıla gelmişle devam edip “Neden” sorusunun cevabını aramadıkları için inisiyatif kullanma yapıları da yok. SHGM’yi, bildikleri ve standart anlayışının dışında bir şeye ikna etmeniz zor. Mesela Fransa’da bir uçuş yapmıştım; yamaç paraşütleri termik dönüyordu, aynı alanda delta kanatlar vardı, planörler vardı ve hatta uçak uçuyordu. Şimdi Ankara’dayız uygun bir tepe bulup “Şuradan uçmak istiyorum “desem, hemen “Hayır orada bilmem ne aktivitesi var uçamazsın” denecektir. Olabilir belki vardır. Ama her aktivite birbirine engel değil ki, paralel işleyebilecekler var. Bir arada gayet güvenli uçulabilir şartlar oluşturulabilir. Ama buna karar vermek için konuyu değerlendiren kişinin birikim ve bilgisinin olması, sorumluluk alarak bu kararı vermesi gerekiyor. -Çok fazla kimse uçmazsa çok risk olmaz, sorun çıkmaz, galiba? -Hayır sebep o değil, SHGM’ün adı sivil havacılık ama çok sivil bir mantık yürüttüğünü sanmıyorum. Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye’de havacılık hep askeri havacılık olarak yapılmış. Askeri havacılık da mantık şudur: Uçak uçacağı zaman geri kalan her şey durmak zorundadır. Askeri faaliyet öncelikli bir faaliyettir geri kalan hiçbir şeyin o anda önemli yoktur. Bu belki doğrudur belki değildir bilemiyorum. Sorgulayabileceğim, bildiğim bir alan değil ama bu ekolden gelmiş insanlar sivil havacılığı yönetmeye başladığı zaman bu alışkanlıklarını buraya da uygulamaya çalışıyorlar. İşte o zaman “Yapamazsın , edemezsin, yasak” gibi bloklar oluyor önünüzde. Böyle bir yapıyla sivil havacılık ne kadar yapılabilir, bence zor. Aslında kabul etmemiz gereken havacılığın o kadar zor bir şey olmadığı. En basitinden yamaç paraşütü nasıl başlamış? Alplerdeki insanlar serbest paraşütlerle dağlardan ineriz, diye düşünüp denemişler, sonrasında biraz daha gelişerek yamaç paraşütü oluşmuş. Şimdi ben, “Makine mühendisiyim uçan bir şey yaptım, uçurmak istiyorum” desem, “Nasıl, neye göre, hangi standarda göre yaptın? Hayır sakın sakın! Uçuramazsın” denecektir. “Hayır sizin bildiğiniz hiçbir standarda göre yapmadım, Wright Kardeşler neye göre yaptıysa bende ona göre yani “fiziğe” göre yaptım. Sağlamlığını mı merak ediyorsunuz; bir ton yük taşıyacak alana 10 kat yük uyguladım kırılmadı, işte testi de bu…”Alışılmışın dışına çıkmak diye bir şey olmayınca şu mantığı yürütemezsiniz: Bizi fazladikkate almamalarının bir sebebi de şu olabilir: SHGM’in her zaman için havayolu ve o işin rantını yükseltmeye endekslenmiş bir çalışma yapısı var. Geri kalan yamaç paraşütü, çok hafif hava araçları vs. biraz hafif ve önemsiz konular olarak kalıyor sanırım. Havayolu ve askeri havacılıkla yolumuz kesişmediği sürece varlığımızı çok da önemsemiyorlar. -Uçtuğun tepelerde bir yerlerde “Yasak Kardeşim” tecrübelerin oldu mu? -Ankara’da bazı tepeler kontrollü alanlara yakın, izin verilmediği oluyor. Ama bir keresinde malzemelerimizi alıp “C tepesinden uçalım” hayaliyle Eskişehir İnönü’ye, THK kampına gitmiştik. “Burası notamlı saha buradan uçamazsınız” diye bizi içeri sokmamışlardı. -Ankara’dasın, bir açıdan; THK’ya rakip, yaptığı işi yapıp, öğrenci yetiştiriyorsun. Bu veya benzer konularda Kurum’la yolunun kesişmesi ihtimali oluyor mu? THK ile diyalogun nasıl? -THK ile çok fazla bir ilişkim yok. Zaman zaman görüştüğümüz arkadaşlarımız oluyor o kadar. Yeri gelmişken söyleyeyim THK’nın yamaç paraşütü ile ilgili ismi Hakan Cici, amacı gerçekten uçmak olan, çok saygıdeğer bir insan. Kendisi ve ekibi bu işlerin yapılabilmesi adına kurumun tıkanan ağır yapısının rağmen, gerektiğinde inisiyatif alıp, kendilerini öne sürüyorlar. Çözüme yönelik kararlar alabilen, THK ile ilgili bir kontak noktası olarak bize yeri geldiğinde çok yardımcı oluyorlar. Kendilerine teşekkür etmek istiyorum. -Yamaç paraşütüyle ilgili yarışmalar katılıp, yarışma organizasyonları yapıyorsun. Bu tarz etkinlikler nasıl bir takvimle yürüyor, organizasyonların bir standardı var mı? -Şimdi hangi organizasyonu kastettiğinizi tam bilmiyorum ama ufak tefek aksaklıklar olsa da bir standart var. Özellikler XC yarışmalarının elektronik kayıtlarla yürüyen bir yapısı vardır. GPS kayıtları esas olduğu için teknik bir standarttan söz edebiliriz. -Kastettiğim; bizdeki organizasyonlarda, bir yamaç paraşütü sporcusunun yıl içinde ne zaman nereye katılıp nereden ne puan alacağını sezon öncesinde planlayabiliyor mu? Anladığım kadarıyla takvime yazılan etkinlikler spontane gelişen ve bir diğeriyle koordineli olmayan şeyler? -Normalde federasyonların görevi budur. Bir takvim belirlemek organizasyonları buna göre sıralamak. Şu anda evet biraz spontane yürüyor. Adamın biri kalkıp (içlerinde ben de varım) “Şu tarihte, şurada şunu yapacağım” diye ilan ediyor. Orada başka birinin planın olup olmadığını, veya başka bir etkinlikle kesiştiğini bilip bilmeden orayı kapatıyorsunuz. Federasyon’un faaliyete başlamasıyla bu takvimler daha düzenli yürüyecektir sanırım. -Takvimleri önemseyen “Yamaç paraşütü sporcusu” bu karmaşayı nasıl takip ediyor? -“Futbolcunun işi futbol oynamaktır” gibi bir anlayışla kendine profesyonel olarak yarışmacı yolu çizen ve zaman sorunu olmayan birilerini çok etkilemiyor ama çalışanları etkiliyor tabii. Mesela ben aynı zamanda çalışan biriyim; bu seneki iznimi nasıl kullanacağımı bilemiyorum. Yurtdışındaki yarışmaya gidersem eğer Türkiye ayağından birine katılmaya ancak vaktim kalacak, yok eğer Türkiye’dekileri takip edersem yurtdışına gidemeyeceğim gibi... Ne yapacağımı henüz karar veremedim. Baktım olmuyor; kasmayıp tadını çıkarmaya bakacağım. Hava güzel olursa uçarım, gerisi de çok umurumda değil. -Yamaç paraşütünde konu spor ve yarışmalar olunca, disiplin ve bol çalışma gerekmiyor mu? Antrenmanlara yeterince vakit bulamamak olumsuz bir durum değil mi? -Ben öyle düşünmüyorum. Bir şeyi iyi yapmayı sağlayan en önemli faktör aslında motivasyondur. Sevdiğiniz bir şeyi iyi yaparsınız çünkü iyi motive olursunuz. Dolayısıyla “Yarışmacı disiplinle olur” gibi bir şeye inanmıyorum. Ayıca yarışmada başarı sadece bir sonuçtur. Sevdiğin istediğin bir şeyi yapıyor olmak zaten başlıca kazanç sayılabilir. Uçmayı seven kişi kendini başka kaynaklardan da geliştirirse tecrübesiyle orantılı olarak yarışmalarda çok başarılı dereceler alabilir. Tabii bahsettiğim şeyler; kağıt üzerinden taktiği kurgulanabilen XC yarışması için geçerli. Bazıları yarışma dalı olarak akrobasiyi tercih edebilir o zaman bu bakış açısı değişebilir. Akrobasi farklı ve zor bir alan. Bu dalı tercih eden yarışmacının tabiî ki çok çok çalışması gerekir. Türkiye’de akrobasi konusunda fazla bir örnek yok maalesef. -Yani iyi bir taktik ve ortalama bir tecrübeyle bir yamaç paraşütçüsü XC yarışmasına katılabilir ama iş akrobasiye gelince farklı gereksinimler mi gerekiyor? -Evet, bir kere akrobasi yapan pilotun bence normal uçucudan farklı olarak “Hafif arıza” bir tip olması gerekir. Hafta sonu pilotundan XC pilotu çıkar ama akrobasi pilotu çıkmaz. Her uçucu akrobasini belli hareketlerini yapıp deneyebilir ama akrobasi pilotu demek bunun çok ötesinde gerçekten zor bir alan. Akrobasi pilotlarının farklı kanatlarla çok fazla uçan pilotlar olması lazım. Sürekli kendini geliştirmesi, yaptığı hareketlerdeki en ufak detaylara kafayı takıp sürekli tekrarla onu mükemmelleştirmesi gerekir Benim “İzleyenlere güvenli bir şekilde gösteri yapacak akrobasi pilotundan” anladığım budur. Bunun için tabiî ki parasal güç ve bol vaktinizin olması lazım. Dediğim gibi XC kağıt üzerinden anlatılabilir taktiklerden oluşur ama Akrobasi pilotunun yarışmak için tamamen hislerine güvenmesi, onları geliştirmesi gerekir. Mesela üniversite yılarlı bu konuda benim için çok iyiydi. Tandem uçuyordum. Yolcu olmayan aralarda kanadımı alıp akrobasi deniyordum. Ama sonrasında tabi bunu yapmam zorlaştı. İş-güç sorunu olmayan ve uygun uçuş bölgelerinde yaşayan pilotlar bu konuda kendilerini geliştirebilir ama bana göre İstanbul’da Ankara’da yaşayan bir “Hafta sonu pilotundan” akrobasici olmaz. -Bir sürü kimliğin olduğu için soruyorum: Anlattığı konunun istediği gibi anlaşıldığını gören bir “Eğitmen”, iyi pozisyonda gole giden bir “YP yarışmacısı”, tek derdi para saymak olan iyi bir “Ticaret adamı”, veya tepede-dağda doğa içinde vakit geçiren ve o uygun rüzgarla huzur bulan bir “Haftasonu pilotu”… Bunların hangisinden daha çok keyif alırsın? -Bir yarışmada iyi pozisyonda olup gole giderken herkes keyiflidir, onun yerini hiçbir şey tutmaz tabiki. -Tepede rüzgar bekleyen biri her zaman o “huzura” sahip olamayabilir! -Uzun zamandır içinde olduğum için başlangıç, kulüp pilotluğu eğitimleri artık biraz sıkıcı gelebiliyor ama meraklı bir insanla bir konuyu tartışmayı, anlattığım konunun anlaşıldığını görmeyi gerçekten severim. -Para anlamında çok hırslı, para saymayı çok seven biri değilim, diyebilirim.

-Uçuşun hangi anını daha çok seviyorsun? Uçtuğumda mesela yere yakın olduğum anlardan çok keyif alırım. O yüzden hız hissinin çok güçlü algılandığı iniş palyesi ve kalkış anlarını, kumandaların en küçük harekete tepki verdiği yamacı yalayıp, pas geçmeleri ve top landingi de severim -Daha başlamamış olan ve başlamayı düşünenlere fikir olması açısından soruyorum; yamaç paraşütüne başlamanın maliyeti nedir? -Bunun için kesin bir şey söylemek zor. Mesela THK ücretsiz kurs veriyor-ücretli de kurs veriyor. Yani THK da bile bir standart yok. Okul olarak bizim ne fiyatlar uyguladığımızı söylemek istemiyorum çünkü bu uzun ve aşamalı bir süreç, net bir rakam çıkaramam. Malzeme maliyeti olarak: İşe yarar 2. el bir takım 1500 Euro gibi rakamlardan başlar, sıfır malzeme edinilmek istenirse o da 2500 Euro dan başlar, denebilir. -Türkiye’deki yamaç paraşütünün şu andaki durumu ve gelişimini nasıl yorumluyorsun? -Ben mühendis olduğum için kafamda hemen türevi-integralini alıp bir grafik çiziyorum, çıkan grafiğe göre: Yamaç paraşütünün şu andaki durumu belki çok iyi değil, ama grafikteki ibre “hızlı yükselme” yönünde. Sporcu sayısı hızla artıyor, uçan kişi sayısı artıyor, daha bilinçli uçuluyor vs. Yani olumlu bir çizgi bu. Ve bu grafik daha da hızlanarak devam edecek görünüyor.

 |